Üniversitelerde BD – İBDA Kürsüsü Açılmalı!

 Toplam iki yüz cilde varan BD- İBDA külliyatı karşısında susan, gıgı çıkmayan, bu koca külliyata karşı yokmuş gibi davranan, aydın geçineninden profesörüne kadar yüzyılın “kara cahil- kara hain!” prototipini temsil etmektedirler aslında.

 

Batının en efti püften ikinci el fikir akımlarına ve eserlerine mal bulmuş mağrip gibi sarılan bu zevatlar zümresi, bir şekilde elde ettikleri unvan ve makamlarının “memuru” zihniyetiyle yıllardır çalışmaktalar.

 

“Ya bu adamlar ne diyor? Bunların derdi nedir? Bu enerji ve inancı nerden devşiriyorlar?” diye dönüp bir bakmaz mı adam? Hayır, bakmaz, bakmıyor, bakamıyor bu karanlık adamlar.

Doğuyu yeniden yoğurmuş ve ona yeni bir ruh üfürmüş BD-İBDA fikir ve aksiyon akımına arkasını dönenler belki hiçbir devir ve dönemde şahidi olamayacakları bir yuhalanmaya uğrayacaklardır.

Batıyı elekten geçirmiş, Doğu ile Batı arasında tüm gerçek ve sahte oluşları tek tek işaretledikten sonra “iman ve tefekkür” ideolocyasının yüzyıllık sütunlarını dikmiş böylesi bir hareketin masaya yatırılması konusunda geç kalınmamış mıdır?

Batının bir takım felsefi eserlerini Cumhuriyet Tarihi boyunca evirip çevirip tekrar gündeme getiren ve adeta onları putlaştıran bir zihniyet zincirinin halkaları olarak bu arlanmazlara daha ne diyelim?

Bir şeyi kabul edip etmemek ayrı bir şey; ama reddetmek için bile dönüp o şeye bakılmaz mı? “Sizin derdiniz nedir?” diye bir ilim adamı haysiyetiyle fildişi kuleden çıkılıp bir kez olsun ezberini bozmaz mı? Hani ilim haysiyeti; ilim adamı haysiyetiniz varsa hani nerede?

Batının tüm Dünyaya karşı sağladığı teknolojik üstünlüğü karşısında apışık kalan, onların oluş merdivenlerine aldırış etmeksizin belli başlı “şeyleri” gevelemekten öte ortaya ne yeni ve orijinal bir fikir ve ne de başka bir şey koyabilen bu sözüm ona zevatlar arkalarını yasladıkları kurumlardan aldıkları maaşla güle oynaya geçimlerini sağlamanın rehavet dolu yorgunluklarını atmaya çalışırken bir yandan da emeklilik günlerini hesap ediyorlar.

İnsanın hiçte mi muhasebe ve murakabe melekesi gelişmez; “ biz ne yapıyoruz bizden öncekilerin yaptığından başka?” diye sormaz mı? İlme ve ülkesine hizmet ettiklerini söyleyen ama diğer yandan da kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan ve aybaşında alacağı zamlı maaşının ve satın aldığı yazlık evinin kapı ve pencerelerini değiştirmenin hesabını yapan bu “ilim ve bilim kokanaları” hiç şüphesiz tarihe ve gelecek kuşaklara hesap verecekler.

Diğer yandan aydın-entelektüel geçinen ve ciltlerle eser neşreden fakat üniversiteli olmayan başka bir tayfa daha var. Onlar da talebe göre eser vermeye çalışan BD-İBDA külliyatına adeta “cehennemlik olurum!” diye bakmaktan imtina eden kimi Marksizm, kimi Rasyonalizm kimi laisizm ve kimi de ulusalcılık şarkıları söyler dururlar. Değişimin ardındaki “değişmeyen”le işleri güçleri olmaz. “Ah bir eser verebilsem de gündeme bomba gibi düşsem, televizyon programlarında boy göstersem!” engin endişeleri ve kaygıları içinde debelenip dururular.

Türkiye herhalde öncelikle bu konuya, eğitime el atmalı. Önce eğitim iyiden iyiye eğitilmeli. Kendini, çevresini, çağını, Doğusunu ve Batısını, kültürünü ve kültürsüzlüğünü sorgulayan, sorgulamaya ve araştırmaya oldum olası acıkmış insanlar daha doğrusu  “Adam”lar yetiştirmek zorundadır. Öncelikle bunun ihtiyacını idrak edip çarelerini bulmak zorundadır.

Bu memleket yıllar yılı her alanda sahte kahramanların elinde susuz, yetim, karanlık, aşksız ve vecdsiz kaldı. Belki iki asırdır kuyruğuna bağlanan kâğıdın etrafında deveran eden zavallı bir kedi misali Batının çanaklarını yalamaya, sonra tekrar tekrar yalamaya ve sonra da ısrarla yalamaya azmetmiş bir çılgınlık-asabiyet içinde bugünlere geldi. Bugün de düne nispetle birkaç makyaj boyası değişiminden başka yapılmış / yapılmakta olan bir şey yoktur maalesef. Hastalık tüm bünyeyi sarıp sarmalamıştır.

Siyasileri sirk sihirbazı, aydınları karanlık taşlayan sümüklü mahalle çocukları, Profesörleri ağır adam rolü oynayan hokkabaz, gazetecileri satılmaya ve satın alınmaya müsait hilekâr ve hain, eğitim sistemi yaz-boz tahtası ve üstelik sırtını kocaman bir boşluğa ve hiçliğe vermiş sürekli sendeleyen özürlü/engelli, gençliği ayyaş-sarhoş, ailesi buz kutuplarından devşirilmiş her an dağılmaya müsait helva topu… Fertleri saygısız, hürmetsiz, sevgisiz… Kıyameti andıran ve herkes herkesten uzak ve herkesin herkesten nefret ettiği bir cemiyet.

Ve put! Putlar! Laiklik putu, demokrasya putu, Cumhuriyet putu, Kemalizm putu, şu putu, bu putu!

Yaşanmaya değer hayatın mezarı başında bu cümbüşe benzer merasimleri ve zebanileri.

Biz mi gökten indik yoksa bunlar mı?

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir