Türkiye’nin Şubat Ajandası Panelinden…

GAYE FİKİR Platformu’nuntertip ettiği, 22 Şubat 2014’te gerçekleştirilen “TÜRKİYE’NİN ŞUBAT AJANDASI” Paneli, Şubat ayında vuku bulmuş hadiselerden;

-Ayasofya’nın Müze Olarak Halka Açılışı,
-Laikliğin Anayasaya Konulması,
-Abdülhamid Han’ın Vefatı,
-Şeyh Said İsyanı,
-Metin Yüksel’in Şehâdeti,
-Erbakan Hoca’nın Vefatı,
-28 Şubat Postmodern Darbesi,
-28 Şubat Sürecinde MİRZABEYOĞLU DAVASI

içerikli bir sinevizyon gösterimi ile başladı. Ardından panelistler dinleyicilere tanıtılarak konuşmalarını yapacakları masaya davet edildikten sonra Platform Başkanı Fatma PARMAKSIZ açılış konuşması yaptı:

“Değerli Misafirler, Sayın Panelistlerimiz;

Öncelikle hoş geldiniz. Bugün Türkiye’nin Şubat Ajandası’nda yer alan müsbet ya da menfi veçheden önemli hadiseleri hatırlarken bununla birlikte “neydik, ne olduk ve ne olmalıyız?”ın da muhasebesini yapmamıza vesile olması için bu programı tertip etmiş bulunuyoruz. Hepimiz için faydalı bir çalışma olmasını temenni ederim.

ÜSTAD NECİP FAZIL,  “Sakarya” şiirinde şöyle der:

“Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.”

Ancak maalesef ki özellikle yakın tarih sürecinde pek nurlu bir akış seyri göremiyoruz şubat ayında. Sinevizyonda da seyrettiğimiz gibi… Malum hadiseler sebebiyle… Neden Şubat ayı derseniz, yani neden şubat ajandası?.. Tarihi seyir içerisinde pek çok hadise vuku bulmuş bu ayda. Aslında bazı ay ve günlerin kendine ait hususiyetleri var olumlu ya da olumsuz. Ancak son yıllar içerisinde kendinden en çok söz ettiren ay Şubat; çünkü izleri çok yeni, hafızalarda çok taze ve maalesef ki hâlâ devam eden bir süreç, malum 28 Şubat münasebetiyle; Şubat Ajandası…”

Açış konuşmasından sonra, Fatma PARMAKSIZ yönetiminde gerçekleştirilen panelde, ilgili kişilere yöneltilen aşağıdaki sorular üzerine konuşmalar özetle şu şekilde gerçekleşti:

Sayın KADİR ÖZTÜRK Beyefendi; televizyon yayıncılığıyla iştigâl eden bir medya mensubu…

Sayın ÖZTÜRK;

Türkiye’nin Şubat ayındaki hadiseleri düşündüğümüzde (özellikle 28 Şubat) bu hadiselerin aktarılması, hatta oluşmasında basın-yayının rolü çok büyük. Bazen medyanın sosyal, siyasal olaylara yön verdiğini görüyoruz, oluşturdukları kamuoyu ile. Ancak maalesef kimin daha çok sesi çıkıyorsa o baskın oluyor ve sanki o haklıdır algısı oluşuyor çoğu zaman. Bunu çok yaşadık özellikle 28 Şubat’ta ve devamında. Bir medya mensubu olarak Türkiye’nin Şubat Ajandası’nda hangi hadiselere, nasıl bakmak gerektiği hususunda topluma, kamuoyuna tavsiyeleriniz neler olabilir?”

KADİR ÖZTÜRK: Metin Yüksel, Malkom X, Şeyh Şamil’in şehadetlerinin ve Erbakan Hoca’nın vefatının gerçekleştiği bu ayda tüm şehidlere ve Hoca’ya rahmet dileyerek konuşmasına başladı. Toplum olarak algılarımızın yönlendirilme ve zihnimizin kontrol altına alınma -Telegram- tehlikesine dikkat çekti. Mevcut sisteminin belli bir zihniyetin dayatmasıyla insanları öğüttüğünü ifade ederek 28 Şubat sürecinde önü kapatılan İmam- Hatip okullarına çocuklarını vermeyen, buralardan çocuklarını çeken ilk kesimin Diyanet mensupları olduğunu, birçok Müslümanın her şeye rağmen bunu göze alamadığını, dirayet gösteremediğini ifade etti.

Sayın ÖZTÜRK, “İslam mücadelesi veren insanlara terörist diye geçiyor bazı ajanslarda.” diyerek “Kime göre terörist?” diye sordu. “Bugün MİRZABEYOĞLUiçerde… Dışarda olup da içerde olan insanlar da var. Fikir üretmeyen bir toplum olduk.” diye ekledi. “Maksat gayeyi anlamaktır, bu anlaşıldı mı gerisi teferruat olur.” diyerek programı düzenleyen GAYE FİKİR Platformu’na teşekkürleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Sayın HATİCE BULADI Hanımefendi; 28 Şubat Öğretmenleri Platformu Üyesi, İlahiyatçı- Eğitimci…

Sayın BULADI;

17 yıllık memuriyet ve eğitimcilik hayatında birgün ne olduysa oldu; mesleğinden, görevinden başörtüsü sebebiyle suçlu bulunarak ihraç edildi. Yıllarca icra ettiği meşakkatli öğretmenlik mesleğindeki fedakârlıklarına karşılık bu mesleğinin gerçek anlamda hakkını veren herkes gibi takdir edilmesi gerekirken bir suçlu olarak tahkir edildi, aşağılanmak, horlanmak istendi. 28 Şubat sürecinde yaşanılanlar ve hususen yaşadıklarınız münasebetiyle toplumun, özellikle gençlerimizin hafızalarına yer etmesi gerekenlerden söz etmek gerekirse neler söylemek istersiniz? 28 Şubat sonrası genliğinden  bir eğitimci olarak neler beklersiniz? Hakları ve sorumlulukları adına tavsiyeleriniz neler olabilir?”

HATİCE BULADI: 28 sürecinde başörtüsü sebebiyle uğratıldıkları hukuksuzlukları hatırlattı. Sürgün edildiği ilköğretim okulunda derslere sokulmadığını, bunun nedenini müdürüne sorduğunda da “öğrenciler sizi bu şekilde görürse benimser, onun için aslolan sizin görünmemenizdir, derslere bu şekilde giremezsiniz.” cevabını aldığını anlattı.

“Ailemden birinin vefatı üzerine dahi, cenazede bulunmam için hakkım olan izin Milli Eğitim Müdürlüğü’ne takıldı, iznim verilmedi. Sadece dirilerimize değil, ölülerimize de saygısızlıklar yapılan bir süreci yaşadık. Arkadaşlarımızdan bazıları Ruh ve Sinir Hastalıklarından aldıkları raporlarla emekli oldu. Bu süreci böyle atlatmaya çalıştılar.

İslâm’ın görünen yönü olan başörtüsünü ve başörtülüleri toplumdan uzaklaştırmak istediler. Bir dizayn hareketi oluşturmak istediler. Korkutmaya çalıştılar bizi, bir korku psikolojisi oluşturulmak istendi. Şu anda bile devam ediyor. Bir yerde konuşmaya, bir basın açıklaması yapmaya çekinenler var, acaba arkasından bir sıkıntı olur mu diye. Bizler provakatör olarak görüldük, gösterildik. Bizim bu yaşadıklarımız insanlık tarihinin zaman zaman yaşadığı kesitlerden bir tanesi.

İslam’ın emrettiği güzel ahlakı yaşamak için vicdanlarımızı diri tutarak Allah’ın bize bahşetmiş olduğu ömrümüzü yaşamaya gayret etmemiz gerekir. Mesleğimde 32. yılım: ama çocuklarımızı, gençlerimizi öğüten bu eğitim sisteminin içinde doğru adına, hak adına bir şeyler öğretmek için emekliliğim gelmiş olmasına rağmen emekli olmuyorum. Harf inkılabıyla dibe vurmuş bir eğitim sisteminde henüz daha emekleme çağındayız. Rabb’im hepimize rızasınca yaşamayı nasip eylesin.” diyerek teşekkürleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Sayın YALÇIN TURGUT Beyefendi; Akit Gazetesi çizeri, Karikatürist…

Sayın TURGUT;

16 yıldan bu yana suçsuz bir şekilde cezaevinde tutulmakta olan ve birçok zulme, hukuksuzluğa uğratılan Sayın SALİH MİRZABEYOĞLU ile Eskişehir’de lise yıllarında tanışıyor ve Yalçın Bey’in kendi ifadesiyle çarpılıyor ve çarpılış o çarpılış diye de ekliyor. Sayın MİRZABEYOĞLU’nu belki de henüz tanımamış olanlara, hayli zaman öncesinden, lise yıllarından  bu yana, İBDA Mimarı Mütefekkir SALİH MİRZABEYOĞLU’nu kendi veçhenizden tanıtır mısınız? Tabii ki buna bu kısacık vakit kifayet etmeyecektir ancak yine ilk defa dinleyecekler için bir başlangıç olsun isteriz.”

YALÇIN TURGUT: “…Lise tahsiline başlayacağım. Aile meclisinde karar veriliyor. Saint Joseph Lisesi’ne giriyorum. 1. sınıftan 2. sınıfa geçtiğimde rahmetli babamın görevi sebebiyle Eskişehir’e taşınmamız gerekiyor. Kurban olduğum Allah, bir ömür boyu başımı secdeden şunun için kaldırmasam kafidir: Eskişehir’de Atatürk Lisesi’ne kaydoluyorum. Rabb’ime şükürler olsun ki böyle bir şey başıma geliyor. Ben burada ne yaparım diyorum önce. Bir boks antremanında biriyle tanışıyorum. Konuşuyoruz, görüşüyoruz. Üstad NECİP FAZIL’ı ve BÜYÜK DOĞU’yu tanıyorum O’ndan. SALİH İZZET

Gölge Dergisi‘ni çıkarıyoruz. Dışarıda mücadele veren müslüman grupları Türkiye’deki müslümanlara tanıtmak için özellikle çok ağırlık veriyoruz dış haberlere. Bunun üzerine dergimizi basmaya geliyorlar. Müslümanlar dergiyi basmaya geliyor, ‘siz enternasyonal takılıyorsunuz, ne demek dünya müslümanları?’ diye. Beni de İslam’da karikatür var mı diye linç etmeye gelenler oldu.

…Üstad’ın dediği gibi bu dava bu topraklarda yıkıldı ve bu coğrafyada kalkacak. NECİP FAZIL, yaşarken ademe mahkum edildi. SALİH, hücrede tecrit ediliyor. Sırf bu milletin ruhuna, bedenine hayat nefesi üflenmesin diye. BÜYÜK DOĞU-İBDA çizgisi bu milletin ruhuna hayat nefesi üfleyecek.” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

“Sayın HASAN ÖLÇER Beyefendi; İBDA Mimarı Mütefekkir SALİH MİRZABEYOĞLU’nun avukatı…

Sayın ÖLÇER;

Türkiye’nin Şubat Ajandası’nı açtığımız zaman  pandoranın kutusu gibi içinden birçok kötü unsur çıkıyor. Adaletsizlik, hukuksuzluk, ahlaksızlık, vicdansızlık, insafsızlık gibi. Oysaki Türkiye cumhuriyetinin hukuk devleti oluşu değiştirilemeyen bir anayasa maddesi…

Yakın tarihte, 28 Şubat sürecinde ve hususen MİRZABEYOĞLU DAVASI’ndaki hukuksuzluklar, bir anayasa ihlalini gösteriyor. Hukuk adına hukuksuzluklar yapıldı ve yapılıyor. Sayın MİRZABEYOĞLU, Milli Gazetede yayınlanan röportajında “Hukuksuzluk suç değil mi? Suçsa benim burada ne işim var?” diye soruyor ve yine “Türkiye’nin son on beş yıllık hukuk serüvenini benim üzerimden, benim aynamda seyredebilirsiniz.” diyor.

Yaşanılan ve yaşanmakta olan bu süreçte MİRZABEYOĞLU DAVASI’nda ne oldu, ne olmadı, ne olmalı? Bir hukukçu sıfatıyla değerlendirir misiniz?”

HASAN ÖLÇER: “GAYE FİKİR Platformu’nun tertip ettiği “Şiire Özgürlük” programına katılmıştım daha önce ve özellikle sinevizyon çalışmalarının çok başarılı olduğunu kendilerine de söylemiştim ve tebrik etmiştim. Bugün de öyle… Bu konuda mahir olduklarını gördüm ve tekrar huzurunuzda tebrik etmek istiyorum.

…Konuşmalarınız, söylemleriniz, eylemleriniz müesses nizama herhangi bir aykırılık, herhangi bir tehlike oluşturmuyorsa istediğiniz kadar toplantılar düzenleyebilirsiniz, bildiriler okuyabilirsiniz. Yeter ki düzene bir zarar gelmesin. Eğer müesses nizam için bir tehlike oluşturursanız sizi susturmaya çalışırlar.

İBDA MİMARI KUMANDAN SALİH MİRZABEYOĞLU’nun, mahkeme ve yargıtay kararında belirtildiği gibi bir eyleme katılmadığı anlaşılmış olmasına rağmen yasadışı örgüt liderliğinden mahkûm olmasının ana gerekçesidir. Yani Türkiye’de yaşayan Müslümanların İslâm’ı nasıl anlamaları gerektiği, İslâm’ın hayata hâkim kılınmasının “nasıl ve niçin”i potansiyel tehlike olarak görülmüş ve bu tehlikenin susturulması için de idam cezasına mahkûm edilmiştir.

KUMANDAN SALİH MİRZABEYOĞLU‘nun kendisi de maddi anlamda hukuk tahsili almış bir kişi olarak çok önemli hukuki tesbitleri var. Bu tesbitleri kısaca arz edeyim:

SALİH MİRZABEYOĞLU, bir memleketteki anayasanın, o memleketteki gerçek nizamı örtmek, perdelemek için yazılmış olan metinler olduğunu söyler. Yani gerçek nizamın bir paravanasıdır. Bunu Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana yaşıyoruz. Bunu tarih kitaplarıyla yaşıyoruz, özellikle birçoğumuz 28 Şubat ve sonrasında yaşıyoruz. Çoğunlukla yanlış ifade edilen şeyler var. Mesela 12 Eylül hukuku, 28 Şubat hukuku, cumhuriyetin ilk yıllarının hukuku gibi çeşitli hukuklar… Normal şartlarda baktığınız zaman hukuk tektir, evrenseldir ve objektif kuralları vardır. Herkesin bu kuralları uygulamak ve kendisine uygulatmak talep hakkı vardır. Fakat bizim gibi az gelişmiş ülkelerde veya gelişmiş ülkelerde, hiç fark etmiyor, özellikle 21. yüzyılda 20. yüzyıldan başlayarak hukuk, hâkim güçlerin hâkimiyetlerini sürdürebilmeleri için bir maşa hüviyetine dönüştürülüyor.

SALİH MİRZABEYOĞLU, bu sistem açısından potansiyel ve çok ciddi bir tehlike olarak görülmüş ve bunun neticesinde de gayri adil, sözde bir yargılama neticesinde idam cezasına çarptırılmıştır. 28 Şubat’ta haksızlığa uğramanın sembol şahsıdır. Gerçek İslâm’ı hayata hâkim kılmanın mücadelesini veren, 60’a yakın eserle ve Üstad’ın eserleriyle ortaya konulmuş olan bu mücadelenin, İslam Mücadelesinin MimarıKUMANDAN SALİH MİRZABEYOĞLU’dur.

…Bugün bu haksızlığın hâlâ devam ediyor olması gerçek Müslümanlara bir şeyler yapılması gereğini ihtar ediyor olmalı.”

“Sayın İBRAHİM DANACILAR Beyefendi; Uluslararası Ekonomik ve Kültürel İlişkiler Birliği Başkanı- Siyaset Bilimci…

Sayın DANACILAR;

Özellikle İttihat ve Terakki’den günümüze süregelen 28 Şubat zihniyetini ve sonuçlarını güncellemek gerekirse yaşanılan hadiselerin sosyal, siyasal yönü kapsamında süreci dünden bugüne nasıl değerlendirirsiniz?”

İBRAHİM DANACILAR: “Türkiye’nin Şubat Ajandası gerçekten acılarla dolu, hüzünlerle dolu. İlk, Sultan 2.Abdülhamid Han’ın -cennet mekân- vefatının hüznüyle başlıyor ve bundan sonraki şubatlar hep hüzünle devam ediyor.

…28 Şubat döneminde biz de gözaltına alındık, sorgulandık. …

28 Şubat ruhunun ben, Türkiye’de yok olduğuna inanmıyorum. Zira 28 Şubat mağdurlarının en başında gelen SALİH MİRZABEYOĞLU’nun hâlâ tutuklu olması 28 Şubat ruhunun yaşadığının en büyük göstergesi. Bugün Çevik Bir’in ucuz gerekçelerle serbest bırakılması Yakup Köse’nin cezasının onanması 28 Şubat ruhunun hâlâ devam ettiğinin en büyük göstergesi.

Büyüklerimizin 28 Şubat’ı anlatması, aktivistlerin bu panelleri yapması tabii çok önemli. Fakat artık siyasi anlamda ve bürokrasi anlamda bu tür insanlık onurunu zedeleyici durumlardan kurtulmamız gerektiğinin ve hukukun üstünlüğünün vurgulanması gerekmektedir.

Bugün, dini objeleri kullanarak siyonizme, emperyalizme aşkla hizmet edip hâlâ üzerimize saldıranlardan, İslâmı mistizim olarak görenlerden artık sıyrılma vaktinin geldiğini görüyoruz. Bu anlamda 28 Şubat’ın devamıdır bana göre 17 Aralık. Daha iyi yarınlara ulaşmamız için daha çok çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Büyüklerimizin BÜYÜK DOĞU ideolojisinden yararlanması gerektiğini düşünüyorum.”

Sayın SEDAT BULUT Beyefendi; “Kurgu Din Metodolojisi” adlı eserin yazarı…

Sayın BULUT;

Özellikle Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanılan bazı hadiseleri, sosyal , siyasal çalkantıları ve tabii ki 28 Şubat’ı da düşündüğümüzde, vahyolunan bir din yerine kurgulanan reformist, modernist, dünyalık bir din anlayışı mı oluşturulmak isteniyor? 28 Şubat Postmodern Darbesi’ni bu anlamda nasıl okumak gerekir?”

SEDAT BULUT…28 Şubat’tan daha öncelerine gidersek 12 Eylül döneminde Kenan Evren talimat veriyor. Ilımlı İslam’ı devreye sokuyor. 1994 yılında Refah Partisi’nin belediyeleri alması üzerine baskılar artıyor. Hatta bugün paralel yapı dediğimiz yapının yurtlarına da çok büyük baskılar yapılıyor. Böylece 1997 yılına geliniyor. Bunun çok daha öncelerinde ise 1700’lü yıllarda, İngiliz misyonerleriyle başlıyor. İngiliz casus tarafından Suudi Arabistan’da Muhammed b. Abdulvahhab’a kanca atılıyor. Bu adam dört mezhep grubunu inkar ediyor. Yine Cemalettin Afgâni de bu şekilde . Bunların amacı ehli sünnet olmasın da ne olursa olsun. Ta oralardan başlayan Ilımlı İslam projesi günümüze kadar uzanıyor. …

Rusya’nın dağılmasıyla Amerika, kızıl tehlikeyi bertaraf ediyor. Artık Amerika yeşil projeyi-tehlikeyi(!) ortaya koyuyor. Bu da irticai İslam… Tüm 28 Şubat projeleri; dünya açısından, Yahudi devleti açısından bakarsak altında İngilizlerin olduğu, İsrail’le işbirliği yapıldığı, Mesih’e huzur dolu bir dünya inşa etme projesi. Cihad eden Müslümanları böylece terörist olarak takdim ettiler.

Ilımlı İslam’da ne yaparsan yap, mesela iki kere – üç kere umreye git sana kimse ses çıkarmaz. Ama devlet nizamından bahsedersen, SALİH MİRZABEYOĞLU gibi devlet çapında devlet nizamından bahsederseniz rejim elbette ki sizi mağdur duruma uğratır. Bu manada 28 Şubat’ın en büyük mağduru SALİH MİRZABEYOĞLU’dur.

…İslam âlemini ehli sünnet itikatından soyutlayıp ılımlı, dinler arası dialogcu, suya sabuna dokunmayan, devlet sistemini ele almayan bir İslam anlayışınız varsa sıkıntı yok. Ama Allah’ın ahkâm ayetlerinden bir tanesinden bahsederseniz ve bunu hâkim bir şekle sokmak için mücadele ederseniz SALİH MİRZBEYOĞLU gibi ömür boyu hapse mahkûm edilirsiniz.

İslam’ı olduğu gibi bulan ve bize takdim eden SALİH MİRZABEYOĞLU…

…Bu rejim böyle gitmeyecek, Müslüman olacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Önemli olan bu zulüm karşısında dik durmamız.”

“Sayın HANDAN ÖZDUYGU Hanımefendi; ‘Mahbub’ul Aşıkın’ ve ‘Esma-i Nebi – Tenvin-i Taayyün’ eserlerinin yazarı…

Sayın ÖZDUYGU;

Memleketimizde hatta dünyada yaşanılan pek çok hadisenin genel anlamda müslümanların aleyhinde bir seyir gösterdiğine şahit oluyoruz. Tabii ki bu durumun sistemle alakası öncelikli mesele bize göre. Ancak bununla birlikte cemiyet planında yaşadığımız her menfi durumun fert planında müsebbiplerinin de yine bu toplumun bireyleri olduğunu düşünürsek içe dönük, kendi nefs muhasebemize yönelik hassasiyetlerimizi diri tutmak adına düşüncelerinizi almak isteriz.”

HANDAN ÖZDUYGU: “Ayağına bir taş değse kendi nefsinden bilen bir gelenekten geliyoruz. … Konuyla ilgili âyeti kerimeleri hatırlayacak olursak;

Âli İmrân 165’te “Başınıza bir bela gelince siz, bu nereden başımıza geldi dediniz, de ki; o bela nefsinizdendir.”

Nisa sûresinde “De ki; sana gelen her iyilik Allah’tandır. Sana gelen her kötülük de kendi günahın yüzündendir.”

Şûra sûresinde de “Başınız gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzünden…”

Tegâbun sûresinde ise 11. ayet; “Başa gelen her musibet Allah’ın izniyledir.” diye dört ayette ayrı ayrı vurgulanan, dikkatimizi çeken önemli bir konu var. Görüldüğü gibi yaşadığımız her şey Allah’la bizim aramızda cereyan ediyor. Böyleyken inanmış toplumlara baktığımız zaman çok ciddi boyutlarda suistimal, zulüm ve haksızlık ile karşılaşıyoruz.

NECİP FAZIL “Güneşi cebinde yitirmiş marka Müslümanları” mısraını, ifadesini kaç yıl önce yazmıştır. Hep bir güneşi cebinde yitirme durumu var. Yine benimMİRZABEYOĞLU’ndan öğrendiğim bir Müslüman tarifi var: “Müslüman gerekeni, gerektiği yerde ortaya koyabilen adamdır. İslami kesim, İslamcılar diye tarif edilen bir grup var, bir kesim, bir şekil, bir dekor, bir karartı var. Lakin özü, ruhu var mı? Hakikati, aslı var mı, yoksa kötü taklitlerle mi karşı karşıyayız. Tartışılır…

Hassasiyetimizi diri tutmanın yolu Efendimiz’in Bedir Harbi’nden dönerken bize verdiği reçetedir. Malum rivayet: “Küçük cihaddan, büyük cihada dönüyoruz.” buyuruyor. Nefisle olan cihadın aslolduğuna dikkatimizi çekiyor. Büyük cihadda galip olmadan bağırıp çağırmanın, kahrolsun İsrail, İngiltere demenin artistlikten öte bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Mevcud seküler sistemi bertaraf edebilmemiz için yine kendi içimizdeki büyük cihadı kazanmış olmamız gerekiyor. Kendini oluşturmamış, gerçekleştirmemiş, taklitten tahkike geçmemiş insanın, insanların fütühattan bahsetmesi pek de olası gözükmüyor.

SALİH MİRZABEYOĞLU’nun “ŞİİR ve SANAT HİKEMİYATI” adlı eserinde: ‘Umulur ki 15. İslâm asrının yenileyicisi İslâm’da estetik planı başa alsın. Zira güzellik hesap ve kitap sormadan yakalayıcı, zapt ve fethedicidir. Anlamak lâzım, anlaşılıyorsa ürünler hâlinde tezahürler lâzım.’ ifadelerini dile getirmek ve üzerinde birlikte tefekkür etmek isterim. Onu okuyan muhiblerinin, bağlılarının bunu ne kadar gerçekleştirdiğinin sorgulanması gerekir diye düşünüyorum. Böylelikle O’ndan ne kadar istifade edilebildiğine dair bir fikrimiz olabilir.

İşaret edilen yakalayıcı, zapdedici, fethedici olan güzellik, başa alınması tavsiye edilen estetik planın açılımını biz Efendimiz Resulü Ekrem, Nebi-i Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in hayatında, O’nun MUHAMMEDÜL EMİN lakabında görüyoruz.”

Program, Fatma PARMAKSIZ’ın aşağıdaki teşekkür konuşmasıyla  sona erdi:

“Bugün Türkiye’nin Şubat Ajandası’ndan okumalar yaptık vaktimizin elverdiğince. Sayın Panelistlerimizin değerlendirmelerini dinledik ve istifade ettik inşaallah. Kendimizden başlamak üzere, çevremiz, memleketimiz, İslâm âlemi ve tüm dünya için,  insanlık için yaşanılanlardan edindiğimiz tecrübelerle gelecekteki tüm zamanların ajandasında hayırlı işlerin ve oluşların vuku bulmasını temenni ederiz. Bunun gayreti içinde olmak şuuruyla…

Sayın panelistlerimize ve hepinize katılımınız için teşekkür ederiz. Allah’a emanet olunuz.”

GAYE FİKİR Platformu

06 Şubat 2014

(Fotoğraflar için…)

https://www.facebook.com/media/set/?set=a.407793939356216.1073741850.192587844210161&type=3

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir