Takdim!

Gerçekleştirmek istediğim “temellendirmeleri”, bağlısı olmakla iftihar ettiğim Büyük Doğu-İbda ideolocyasının “tarih tezinden” “ilham” ve “irfan” alarak gerçekleştirmeye çalıştım. Hiç değilse bu meramla yola çıktım.

Gayem, sadece Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki yapılanmaları değerlendirmek bahanesi ile “bir yerlere” çatmak ve hele bir yerleri karalamaktan ibaret değil; ama öte yandan Osmanlı ile aramıza giren bu garabet sürecin ortadan kaldırılıp tekrar Osmanlı ile irtibatı ve bütünleşmeyi sağlamak adına söz konusu bu “ucube” sürecin nasıl oluşup doğduğunu veya uydurulduğunu göstermek; hem de “Bitmeyen Devrim; Osmanlı” adlı eserimizden sonra onun “devamı” olarak Cumhuriyet dönemine de sarkmamız gerektiğine inanmak…

“Biz kimiz?” sorusuna akademik bir cevap verebilmenin yolu tarihten geçtiğine göre… (“Biz kim değiliz?” sualinin cevabı da öyle.) O halde toplumların mevcut yapı ve misyonu ne olursa olsun gerçek “kimlik kazı çalışmalarını ve geleceği inşa projelerini” tarih arazisinde yapmaları bir zorunluluktur.

İçinde bulunduğumuz ülke ve dünya şartları açısından bakıldığında artık topyekûn insanlığın yeni bir dönemece doğru girdiğini görüyoruz. Artık işlevini tüketen ve “yenidünya”ya yeni “veriler” üretemeyen ve bunun sıkıntısını yaşayan Batı, şimdilerde “Doğu” iklimlerine doğru açılıyor ve oradan devşirdiklerini allayıp pullayıp sunmaya çalışıyor. Yani bizim malımızı bize satmaya kalkışıyor.

Biten, tükenen ve adeta kuruyan Batı’nın “yeraltı fikri ve kültürel Zenginlikleri”nin yerine ikame edilmek istenilen “Doğu Külçeleri”nin üzerindeki etiketler sökülüp atılınca içeriği ve niteliği anlaşılıyor. Böylece hem Batı’nın hilekâr ve el çabukluğu deşifre edilmiş oluyor ve hem de Doğu’nun asırlardır ihmal edilen boşluğu idrak edilme imkânı, fırsatı ve kaçınılmazlığı anlaşılıyor.

Tedavülden kaldırılan, yeraltına hapsedilen ve unutturulmak istenen uygarlığımızın yeniden ihyası ve inşası davasına gönül vermişler olarak bilmeliyiz ki; bu ihya ve inşa mücadelesi hemen öyle birkaç on yılda halledilecek cinsten değil. Zira bu medeniyet kesintisi/kırığı 1923 tarihinde olup biten bir hadise olmadı. Çok daha gerilerde baş gösteren kesinti/kırılma/bozgundur. Yenidünya şartları karşısında yeniden güncelleştirilme işi diyebileceğimiz bu tarihi görev daha uzunca bir zaman dilimine mal olacaktır.

İşte bu eser belki böylesine iddialı bir gaye ile kaleme alınmadı ama böylesine bir iddiaya iğne ucu kadar da olsa katkı sağlamak, diyemedin böyle bir ihtiyacı doğrulamak meramıyla yazıldı, desek yeridir.

Osmanlı medeniyetinin bu büyük ve ağır yükü “dev adamların” omuzlarında yükseldi, değer kazandı ve sürekli idealleşti. Bugün daha da büyümüş ve ağırlaşmış aynı yükün, küçülen ve büsbütün bücürleşen adamların omuzlarında yükselmesini ve idealleşmesini nasıl bekleriz? Büyük işler, büyük davalar ancak büyük adamların omuzlarında yükselir.

 

Öyleyse tarihi görevimize bu büyük adamları yetiştirmek veya yetiştirme gereğini hissettirmeye çalışmakla başlamalı değil miyiz?

Ali HIŞIROĞLU’nun “Cumhuriyet Vakası” adlı eserinin takdim yazısı…

Be the first to comment on "Takdim!"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*