SAPASAĞLAM BİR YÜREK, HANİFE KINDIR

hanifeyarışmaSAPASAĞLAM BİR YÜREK, HANİFE KINDIR

Hayatımızda nice insan tanırız birtakım vesilelerle. Bazılarını görüp geçeriz sadece. İsmini bile hatırlamayız yanından ayrıldığımızda. Bazılarını ise görmeden tanırız, tanışırız nasılsa?

Nasıl mı?

Bundan bir süre önce Mütefekkir SALİH MİRZABEYOĞLU’na, fikirlerine dair alâkaya vesile olması düşüncesiyle bir yarışma düzenlemiş idik. BENİM GÖZÜMDE SALİH MİRZABEYOĞLU… Bu bir deneme yarışması olacaktı, öyle de oldu. Çalışmaların deneme türünde olması özellikle tercih edildi. Çünkü herkes kendi nazarından ifade edecekti düşüncelerini. Samimiyetle… İddia ve ispata gerek duymadan, “bence”siyle… Buna en uygun yazı türü de tabii ki deneme olmalıydı.  Mirzabeyoğlu’nun iddia ve ispatı kendileridir çünkü, eserleridir, hayatıdır. Bizim ancak kendi zaviyemizden gördüklerimizdir anlatabileceklerimiz, yani muhatap olabildiklerimizdir fikren, ruhen…

Nihayet yarışma süresi sona ermiş yazılar istenilen adrese gönderilmişti. Yarışmanın hem tertip heyetinde hem de seçici kurulunda yer almakta idim. Tertip heyeti, herhangi bir tesir altında kalmamak için jüriye tüm metinlerin isimsiz olarak gönderilmesi kararı almıştı ve bu karar uygulandı.

Haylice metin ulaşmış oldu bu şekilde elimize. Sayfalarca… Okudukça okudum, okudukça memnun oldum. Gayet başarılı metinler yazılmıştı. Saatler ve günlerim böyle güzel ve anlamlı bir meşguliyetle verimlendi. İyi ki böyle bir yarışmayı düzenlemişiz, dedim.

Bazı metinler sanatsal, edebi; bazı metinler daha realist bir üslûpla kaleme alınmıştı. Sanatsal, şiirsel üslûp beni etkiler oldum olası. Belki bir edebiyatçı olduğum için diyeceğim; fakat aslında biliyorum ve seziyorum ki bu ruhla alakalı daha çok. Realist metinler de ayrıca başarılıydı; önemli ve değerli tesbitler, gerçeklikler içermekte idi.

İşimiz hayli zordu, o kadar güzel çalışmaların içinde puanlama yapmak ve “bu daha iyi” demek.. Her şeyden önce “bu daha iyi” demek bize düşmemeli aslında; çünkü zaten herkes kendi nazarında ifade ediyordu anlatacaklarını. Yine de bu bir yarışmaydı sonuçta ve yarışma formatına göre olması gereken neyse ona göre puanlama ve dereceler belirlenecekti. Öyle de oldu. Jüri üyeleri birbirinin puanından habersiz bir şekilde kendi puanlamasını yaptı. Yarışma sonuçlanıp, puanlar verilince ancak haberdar olundu, diğer puanlamalardan.

Ayrıca jüri üyelerinden olan Selim Gürselgil Bey’in yarışmayla alakalı çok güzel ve değerli yorumları bizi memnun etti. Diğer bir jüri üyesi Sedat Bulut Bey ise her yarışmacı için tek tek yorum ve değerlendirme yaptı, puanlamanın yanı sıra. Ali Hışıroğu Hocam ise puanlamasıyla beni biraz şaşırttı. Daha yüksek puanlar beklerdim kendilerinden.  Çünkü oldukça cömert bir insan olduğunu bilirim, onu tanıyan herkesin bildiği gibi… Fakat puanlamada pek de öyle olmadı. Nedenini ise sormadım kendilerine. Mutlaka bir bildiği vardır çünkü, kıstasları vardır.  Selim Bey ise oldukça yüksek puanlarla belli ki yarışmacıları motive etmek istemişti. Kendi puanlamamda ise çok da  fark gözetmedim, bazı yarışma metinlerinde. 5 – 10, en fazla 15 puan oynadı metinler arasında sadece. O yüzden benim birden fazla birincim, birden fazla ikincim ve birden fazla da üçüncüm oldu.

Nihayetinde tüm bunları anlatmamım sebebi konuyu Hanife kardeşime getirmek… Bir yarışma metni… İlk cümlede kısaca kendini ifade ediyor ve devam ediyor. Benim de ismim geçiyor yazının başlarında Mirzabeyoğlu’na dair bir değerlendirme içinde. Okumaya devam ediyorum, okudukça etkileniyorum. İçtenliğini, samimiyetini hissediyorum; duygulanıyorum da yer yer; fakat duygusallıkla değil; olması gerektiği gibi puanlama yapmam gerektiğini de biliyorum. İsimsiz okumama rağmen tanıyorum Hanife’yi. İnternetten fark etmiştim onu daha öncesinde. Durumunu biliyordum ve bu Hanife olmalı, dedim. Yanılmamışım…

Ve konferans günü, 29 Kasım… Kumandan SALİH MİRZABEYOĞLU’nun “Adalet Mutlak’a” Konferansı… Salonda Hanife’yi görüp tanıyorum. Yanına yaklaşıyorum, elini tutup “hoş geldin” diyorum. Buz gibi, küçük, narin bir el kalıyor avuçlarımın içinde. “Üşümüşsün” diyorum. Fakat aslında biliyorum ki üşümekten değil, heyecandan buz kesmişti elleri. Kumandan’ı görecek, belki de konuşacaktı onunla. “Kumandan’a yazımı vermek istiyorum. Bana yardımcı olur musunuz Hocam?” diyor. Kumandan’ın konferans yoğunluğu sebebiyle belki de mümkün olamayacağını düşünüyorum.

“Biz yazılarınızı zaten Kumandan’a ulaştıracağız.”

“Fakat ben yazımı kendi ellerimle vermeyi çok istiyorum.” diyor Hanife.

“Buna çalışacağım, inşallah mümkün olur, ben sana haber vereceğim.” diyorum.

Nihayetinde Kumandan’ın konferansı sona eriyor birkaç saat sonra. Hanife bekliyor… Yanına yaklaşıyorum.

“Ben görüşeceğim, sana haber ulaştıracağım inşallah.” diyorum.

Ve nihayet tekerlekli sandalyesini arkasından iten babasıyla yaklaşıyor Kumandan’ın yanına Hanife. Tanıştırıyorum Hanife’yi Kumandan’la. Kumandan memnun olduğunu ifade ediyor. Çok heyecanlı olduğu her halinden belli Hanife’nin. Küçük bir yürek büyüyor büyüyor kim bilir hangi tarifsiz duygularla. Yazısını uzatıyor Kumandan’a, kendilerini anlattığı “BENİM GÖZÜMDE SALİH MİRZABEYOĞLU” yazısını… Kumandan memnun oluyor, teşekkür ediyor. Yaşını soruyor, okulunu… Üniversite son sınıf öğrencisi olduğunu söylüyor, okuduğu bölümü beğenmediğini, idealindeki mesleği söylüyor Hanife. Kumandan okulu, eğitim hayatı ve gelecekteki mesleğiyle alakalı tavsiyelerde bulunuyor ona. “Peki Efendim” diyor sadece Hanife, kısık ve kesik bir sesle. En önemlisi de Hanife’nin özel durumu vesilesiyle, cemiyette bazı insanların beyinlerinin, düşüncelerinin, ruhlarının engelli olduğunu ve asıl engelli insanların bunlar olduğunun, buna dikkat etmek ve böyle olmamak gerektiğinin mesajını veriyor Kumandan.

Isparta’dan kalkıp şartlarına rağmen, Kumandan için yollara düşen Hanife, biliyorum ki hayatının en anlamlı günlerinden birini yaşadı o gün. Benim için de vesile olabilmek bahtiyarlığı…

Konferanstan birkaç gün sonra Kumandan, Hanife’nin yazısını okuduğunu, beğendiğini, yaşına nazaran güzel yazdığını, fikrî ifadeler de olduğunu söylüyor (mealen) ve bir mesuliyetimi hatırlatıyor bana. Aslında bir şey daha hatırlamış oluyorum bu vesileyle.  Kendilerinin  yıllar öncesinde, Hanife’den de daha küçük yaşlardayken  yazılarımla alakalı değerlendirmelerini, PARMAKSIZ olarak yazmaya devam etmemi. Nasıl mutlu oluyorum…

Her şey bir şeye vesile; ben Hanife’ye, Hanife de hatırlattıkları dolayısıyla bana vesile. Tüm bunlar için sapasağlam yüreğin sahibine teşekkürlerimle…

Ve dahası Hanife yazmaya devam edecek bu vesileyle. Kolaylıklar dilerim…

FATMA PARMAKSIZ

23 Aralık 2014

Be the first to comment on "SAPASAĞLAM BİR YÜREK, HANİFE KINDIR"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*