Sâfiyâr (Şiir)

images

    Sadece yar, sadece sevgili… Varlığın ve varoluşun hülasası… Gölde yüzen yüzücü ile, okyanusun diplerinde kulaç atan dalgıç arasındaki farkı bu eser vesilesi ile bir kez daha göreceksiniz.
     Mücerretleri kurcalayan şiir, gayesine erişmek için çırpınırken, kanlı bir beynin tablosunu çizer. 

 TAKDİM
     Neden bulaştım bu belalı işe bilmiyorum. Bir zamanlar şiiri, hıçkırıklarıyla mahalleyi pencereye çekme işi diye tarif etmiştim. Halen buna katılmadığımı söyleyemem.

     Şiir idrakını kuşanmak gerekiyor. Bunu anladım sadece… Sadece; hayatın da aslında bu olduğunu. Bir arkadaşım vardı, şiir mizaçlı. O’nu yitirdim. Sevdiklerim, sevenlerim vardı çevremde, şiir gibi yaşayan. Onları kaybettim.

     Şiirimsi eşyalarım vardı. Sonra gençliğim… Hepsi gitti. Şiir yitirmekle eş anlama geldi handise. Tıraş olmamış, şiir iddialı şeyler dolaşıyor etrafta. Yazık… Yitirdik şiiri… Çocuklara bakıyorum, her biri şiir. Yağmurda öyle…

     Sonra kalburüstü bir kaç mizaç kalıyor, kala kala. Onlar da; ya anlaşılamıyor, yahut sahipsiz.

     O’na dedim ki yapamayacağım. Bu yapamayacağımı delillendirmeye çalıştım şiirle. Beni kim ne kadar anlar bilemiyorum. Beni yüreklendirecek bir statü bulamadım. Kumdan kaleler yaparak oynayan çocuklar gibi eğlenebilecek başka şeyler bulabilirdim kendime.

     Artık umurumda değil.

     Çoğu gece yarısından sonra yazdım. Sebep şu ya da bu oldu. Ama hep o oldu. Sevgisiz olmuyormuş. Bunu anladım.

     Büyüdüğüm yerlerde şiire ilgi yoktu. Çünkü orası bizzat şiirdi. Şiirin şiire ilgisi olur mu? Taştan taşa zıplayarak ırmağı geçerken üzerine sıçrayan su damlacıkları bunlar. Siz asıl ırmağı görün. Sevinebilirim. Orta öğrenim çağında kafiyelerle boğuştum. İlk böyle oldu zannedersem tanışmamız. Hem sonra sessiz sessiz ağlamayı da böyle öğrendim. Üniversite yıllarında nal toplayıcılarıyla beraberdim. Nal topladık. Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Nedim, Fuzuli… Fakat başka köşede hep üstadım vardı; Necip Fazıl. O, Herşeyimdi, herşeyimiz. Albuçuk bir adamlık varsa halimizde hep o çizginin eseridir.

     Annemin bakışı, namazı ve seccadenin üzerinde namaz sonrası hıçkırıkları meğer hepsi şiirmiş.

     Dokundurmak, hissettirmek. Uyandırmak… “Canlı cenazelerin başında Münker Nekir” gibi onları sorgulamak. Yahut bu sorgulamanın hülasasını belirli bir ruh ikliminde pişirerek “duyulur” hale getirmek.

     Şiir hayatın tam tersidir bence. Şiir hikaye ve roman gibi şöyle ya da böyle hayatın taklidi değil; yaşanılarak taklit edilenin ta kendisidir. Ruhun tüm kıvrımlarıyla kelimelere yansıması. mananın tasarrufuna tahammül edemeyen kelimelerin, tütsülü etkileyiciliği arzı endam etmesi… Dolayısıyla hayatın gerisinde değil, bilakis hep önündedir şiir.

     Hüzün belki fazlaca yansımış olabilir mısralarıma. O güzeller güzeli, Gâye Peygamber sürekli hüzün halinde olurlarmış. “Peygamberlik tavrı aklın ötesindedir.” Hayatın asliyetinde var belki de hüzün. Ağlamakla ağlamamak arasında bir yer. Duyduklarımla, hissettiklerimle yetindim. İlaveler yapmadım inanın. Aslına bakılırsa bunları kimseye beğendirmek kaygısı taşıdığım söylenemez. Beğenilmek güzel şey. Ayrı konu. Kanayan ruhumla, çaldığım ruh kapılarında geçen konuşmalar bunlar.

     Sanat, bir iddiadır. Bütün bir dayanak noktaları içinden daima bir yanıyla tartışmaya açık olanların birini tercih işidir. İddialar boyunca zincir halkaları halinde uzanan, bir taraftan sanatkârın çehresini yansıtırken bir taraftan da dimdik ayakta durabilmenin, yani var olabilmenin iddiası. Gürünenle, görünmeyene hususiyet kazandıran, diğer bir değişle, yapanla gören arasında garip bir köprü. İrtibat köprüsü. Yeterince ve gerektiği gibi anlaşılabilme ve yorumlanabilme keyifli bir duygudur.

     Bazan taşınması güç bir yük altındadır. Kaskambur. Bazan kaybettiği bütünün parçasını aramaktadır. Bazan kovalandığı için kaçış halindedir. Tam bir esaret altındadır bazen de. Teslimiyet… Eşya ve hadiselerin yorumuyla ispatlanamamış sanat eseri iddiasındaki her şey boşluğa daha yakındır.

                                                                         Ali HIŞIROĞLU
                                                                       2000 YEDİKULE
    

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir