Ordular, İlk Hedefiniz Aklanmaktır; İleri !..

Devletin ve milletin varlığını iç ve dış tehditlere karşı korumak ve kollamak öncelikle ordunun görevlerindendir. Ordusu güçlü,  disiplinli,  donanımlı, teçhizatlı olmayan millet ve devletlerin yaşadığı sıkıntılar hacimli tarih

 kitaplarının içine hapsedilmeyip hayatın türlü  sahalarında çeşitli vesilelerle güncellenirse yaşadığımız günlerin ehemmiyeti daha da ortaya çıkmış olacaktır.  

Ordunun güçlü olmasının önemini her vesileyle vurgulamakla beraber şunu da söylemek gerekir ki ordu gücünü öncelikle milletinden alır, almalıdır. Milletinin en azından belli kesimleriyle arası açık ordu ancak mekanik özellikler gösterebilir. Oysaki ordu ruhtur, imandır, fikirdir ve bunların hepsinin ötesinde devlet ve millet olarak ve belki de birey olarak var olmanın, var kalmanın öncelikli teminatlarındandır.

 

Ordu millet için mi, millet ordu için midir? Yoksa her ikisi birlikte eşya ve hadiselere tesir edici rolüyle insan onurunu ve insani değerleri yücelterek ahretin fideliğini temin edecek yaşanası bir dünyayı tesis etmek için mi olmalıdır?

Genel anlamda Türk ordusu milletin nazarında belli bir ağırlığı olan, hayati önem arz eden bir güç unsuru olmasına rağmen yakın tarihte bu saygınlığına ve ağırlığına zeval getirecek pek çok hadisenin de odağında oldu:

KÜRT MESELESİ- İÇ SAVAŞ…

Kim ne derse desin memleketimiz otuz yıldır bir iç savaşın içinde. Haritanın bir tarafına bulaşan veya bulaştırılan kanın vebalinden kurtulmanın öncelikle sistemini ve fikrini tesis etmek yerine kanı kanla yıkamayı tercih ederek, ABD ve yandaşlarının silah pazarlamasına katkıda bulunan taraflar…

Kürt meselesi temelinde ordunun meselesi olmadığı halde ordu bunu öncelikle kendi meselesi gördü. Sivil ve siyasi kurum ve kuruluşların çözümsüzlüğü bu konuda orduyu tek muhatap yaptı. Aslında fikrin elindeki kuvvet olması gereken ordu fikirden azade olunca meselenin çözümü noktasında yıllardır bir arpa boyu yol gidilemedi.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana T.C.nin Kürtlerle, Kürtlerin de T.C ile meselesi var olageldi. Bu meselenin taraflarca karşılıklı olarak – Terör – çıkmazına girdiğini görmezden gelmek, elbette mümkün değil. Bu çerçevede taraflardan biri karakol basıp pusu kurar, bazı güzergâhlara mayınlar döşerken diğer taraf da zorunlu göçlerle, köy baskınları ve yangınları gibi kara lekelerle bugünlere kadar ulaştı. Ordu bu bölgelerde güvenliği yıllarca sağlayamadığı için OHAL yönetimiyle dayatmacı bir uygulama ortaya koymuş oldu. Önce kendi halkına kendini kırdırmak gibi bir stratejiyle köy koruculuğu denilen aslında ordunun yazıktır ki acziyetinin bir göstergesi olan sistemi de denedi yıllarca. Köy koruculuğunun hangi tarafa hizmet ettiğiyse halen tam olarak net değildir. İşte kendi üst düzey kurmaylarından, komutanlarından, erbaş ve erlerine kadar memleket coğrafyasının belli bir kesimine hâkim olamayan bir ordu…

Maksadımız burada yılların bilançosunu ortaya koymak ve zaten gergin olan meseleyi ve ortamı daha da germek olmadığına ve bu sebeple üzümü yemek yerine bağcıyı dövmek gibi bir niyetimiz bulunmadığına göre uzunca ve elastiki laflara ihtiyacımız olmadığı da bilinsin. Sözün azı ve özü şudur ki; T.C.nin ordusu ister adı Kürt meselesi, ister PKK ve terör, ister Güneydoğu ve Doğu olayları, şu ya da bu olsun, dünden bugüne T.C.nin iç meselesi  mi dış meselesi mi olduğu bile halen netleşmeyen bir kaosun içindeki yeri  itibariyle elde var eksi bir…


28 ŞUBAT…

T.C.nin yakın tarihindeki bir diğer kara leke… “ İrtica” karşıtı ordu ve bürokrasi merkezli karar ve uygulamalarıyla başta sosyal, siyasi, hukuki olmaz üzere birçok alanda ülkeyi ve ülke insanını ayrıştıran, kızıştıran ve karıştıran sürecin tarihsel karşılığı: 28 Şubat…

Şubatla gelen soğuk, donuk ve uzun bir mevsim. Bu mevsim ki öyle birkaç ay değil, yıllarca sürüp giden ve gidecek olan bir iklim, hep soğuk, hep donuk. Post modern darbenin milletin iradesini hiçe sayan, siyasi teamülleri ve inisiyatifi devre dışı bırakan, hiçe sayan ve en önemlisi halkının -milletinin çoğunluğunun vicdanını ipotek altına almak gibi bir abesle iştigalin tarihe mal olan ayıbının adı: 28 Şubat…

8 yıllık zorunlu eğitimle gelen İHL’lerin orta kısımlarının kapatılması, “kamusal alan”larda yasaklanan, dışlanan, milletin özbe öz evlatları, üniversitelerdeki ikna odaları, devlet memurlarının görevlerinden ihracı, sokaklardan sakallı, cübbeli, çarşaflı insan avı, birçok gözaltı, sorgu, tutuklama, işkence… Ve hatta çağın mütefekkiri İbda Mimarı Salih MİRZABEYOĞLU başta olmak üzere birçok gönüldaşın tutuklanması, akabinde oldu bittiye getirilerek MİRZABEYOĞLU’nun alelacele idam cezasına çarptırılması ve halen telegram- zihin kontrolü işkencesine maruz bırakılması…

Aslında “işte ordu, işte millet” ruhuna ihtiyaç duyan bir milletin bu maneviyatına mukabelede bulunamayan bir ordu…

Milli güç, kuvvet ve kudretin ocağı olması gereken ordunun tarihin her safhasında en büyük silahı “iman” olmuşken 28 Şubat’la birlikte silahın imanlı insanlara çevrilmesi hususunda bir gövde gösterisinin mekânı Anadolu’nun kalbi, Ankara’nın ortası Sincan’dır. Genelkurmay Başkanlığından gelen açıklama ise tehdit ve alay karışımı şu cümleyle duyurulur… “Balans ayarı yaptık!..”

 

ERGENEKON…

Devlet içinde bazı subaylar, komutanlar, emniyetçiler, profesörler, gazeteciler, iş adamları ve bürokratlardan oluşan çeteler… Bir başka ifadeyle devlet içinde “devletçikler”…

Ergenekon gizli örgütü ülkenin gündemine 2007’ de gazeteci Ergün Poyraz’ın gözaltına alınmasıyla düşer. Ardından 2008’de emekli Tuğgeneral Veli Küçük ’ün, Doğu Perinçek’in gözaltı ve tutuklanması… Akabinde Birinci Ordu Komutanı Hurşit Tolon’la ilk kez rütbeli bir asker tutuklanmış olur. 2009’da Özel Harekât Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’in ve aynı yıl bazı rektörlerin tutuklanması Ergenekon gizli örgütünü yine ülke gündeminde birinci sıraya taşır.

 

Günbe gün belli adreslerde yapılan kazılarda topraktan cephanelikler, silah ve mühimmatın fışkırması da işin vehametini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Emekli ve muvazzaf ordu mensuplarının içinde bulunduğu, aradan geçen birkaç yıla rağmen hala ülkenin gündemini işgal eden bu örgütün amacı nedir?

 

Sürekli çatışma- kaos, devletin ekonomisini çökerterek zayıf bir devlet imajı meydana getirmek, örgütü daha rahat yönetip yönlendirecek siyasi iktidarlar oluşturabilmek, bu çerçevenin dışındaki tüm siyasi oluşumları kontrol altına alarak yasama ve yürütme organlarını devirip kendi ideolojik amaçları doğrultusunda yönetimi ele geçirmeyi hedefleyen Ergenekoncuların içinde ve hatta başında ordu mensuplarının bulunuyor olması ordunun son yıllardaki en büyük ayıplarından…

 

Ergenekon’un Türkiye gündemindeki gerçeği buyken tarihe ve asırlara mal olan olağanüstü manası ve muhtevası bundan çok farklı. Şöyle ki; Ergenekon Türklerin özgürlüğünün ve bu uğurda varlık mücadelesinin sembolüdür. Bu mücadele gaye ve güç birliği ile demirden Ergenekon Dağı’nı delerek buradan özgür ve mutlu olarak dünyaya yayılmalarının adıdır.

 

Türklerin yeniden doğuşunun simgesi olan bu isim aynı zamanda gücün, kararlılığın, birlik ve beraberliğin de adı olarak tarihe mal olmuşken bugünlerde güya hukuk devleti olan bir ülkede hiçbir yasal dayanağı bulunmayan bir yapılanmanın, devlet içindeki gizli ve derin devletin de adı olmuştur. Türk ordusunun bazı mensuplarının isimleri ve cisimlerinin bu örgütün içinde yer almalarının vehametini anlamak ve anlatmak da dikkat nazarıyla meselelere bakan herkesin sorumluluğu olsa gerek.


…………………

Başta söylediğimizi sonda tekrarlamayı mevzunun ehemmiyeti açısından elzem görerek söylüyoruz ki ordu bir millet ve devletin en büyük gücü, “fikrin emrindeki yumruk” olmalıdır. Ancak fikri hususiyetleri bakımından müsbet değer göstermeyen bir rejimin ordusu da yukarıda sadece değinebildiğimiz, muhtevasını anlatmak ise kitaplık çapta eserlere mevzu sebeplerden dolayı olması gereken değil, günahıyla sevabıyla olandır. Bu günahın ve sevabın mizanını kuracak olanlar ise meseleleri mesele edinen idrak sahiplerinin işidir.  Kuvvet komutanlarının istifasıyla tekrar ülke gündemiyle birlikte zihinleri meşgul eden Türk Ordusu gerçeği,  vaktiyle tarih yazdığı gibi şimdi de tarihe yazılmış bir sıradışılıkla karmaşık, çarpık ve karışık meseleler yumağı olarak karşımızda duruyor. Ordunun yukarıda sadece değinebildiğimiz meselelerden aklanmasını hedef gösteriyor ve ekliyoruz: İLERİ…

 

Fatma PARMAKSIZ

Be the first to comment on "Ordular, İlk Hedefiniz Aklanmaktır; İleri !.."

Leave a comment

Your email address will not be published.


*