Olimpiyatların Ardından

“Dünya hayatı, bir oyundan, bir oyalanmadan başka nedir? Elbette dâr-i Âhıret korunan müttekıler için daha hayırlıdır, hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am-32)

İnsanlık varoluşundan beri ne oyunlar üretmiş kendine, türlü bahaneler, mazeretler bulmuş daha da oyalanmak için. Peşinde koşmuş hep bir şeylerin, engelleri atlamış, yükün altına girmiş, göğüslemiş ve savaşmış. En iyisi olabilmek için diğerlerini yenmenin yeterli olmadığını anlayanlar kendisine karşı açmış en büyük savaşı. Sınırlarını aşmak için… Olimpiyatların sloganında olduğu gibi: “Citius, Altius, Fortius” ; “Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü.”

Bugün modern dünyada en dar bakış açısıyla kıtalar arası spor müsabakaları olarak değerlendirilen Olimpiyat Oyunları aslında hem insani çabayı bir çok yönden temsil eden hem de devasa bir projektörle aydınlatılan dünya tarihinin ve gerçeklerinin okunabildiği en aşikar alanlardan biri.

Eski Yunan kökenli Olimpiyat oyunlarının başlangıcı hakkında farklı mitolojik efsaneler var. Fakat bu oyunların dinsel bir tören, ayin olarak gerçekleştirildiği ortak görüş. Modern olimpiyatlar da ilk defa 1986 yılında yine anavatanı Atina’da yapıldı. Böylece uluslararası mücadele olimpik statlarda yeni gösteri alanları bulmuş oldu. Beş halkası beş kıtayı temsil eden ve her ülkenin bayrağından en az bir renk taşıyan olimpiyat bayrağının ilk kullanılacağı 1916 oyunlarının 1. Dünya Savaşı sebebiyle iptal edilmesi, güç gösterilerinin statlarda mahfuz tutulamayacağının ironik bir göstergesi oldu.

Berlin’de Alman İmparatorluğu döneminde gerçekleşemeyen 1916 Olimpiyatları, 1936’da Nazi Almanyasına ve 1972’de de Sovyet kontrolü altındaki Sosyalist Almanya’ya (Münih) nasip olması dünya tarihine eşlik eden olimpiyat serüveninin ilginç örneklerinden biri.

Askeri, teknolojik, ekonomik, eğitim gibi birçok alanda güç sahibi olan ülkelerin, bütün bu alanlardaki başarılarını tüm dünyaya sergileyebilecekleri bir sahne. En çok madalyayı kazanarak dünya lideri olduğunu tescillendiren Amerika‘nın güç gösterisi bir nevi.  Ardından Çin, İngiltere, Rusya ve tahmin edilecek diğer ülkeler için de bir rekabet ve ispat fırsatı.

Amerika’nın her defasında boynuna takılan utanç madalyasının diğer yüzü kendi topraklarından başlayarak bakıldığında sömürdüğü tüm coğrafyalarda görülüyor. Dün topraklarını işgal edip, insanlarını kullandığı siyah adamın sırtından bunca zaman geçinmiş ve bugün de onun sırtından madalya kazanabilecek kadar yüzsüz. Atletizm pistinde müsabakaya başlamak üzere yan yana dizilmiş Amerika’nın siyah adamı, Fransızların Cezayirli, İngiltere’nin Somalili ve diğer sömürge devletlerin sporcuları benimsenmiş bir sömürünün ve yenilginin acı bir tablosunu oluşturuyorlar. Britanya adına altın madalya kazanan ve sonrasında şükür secdesi yapan Somali asıllı Muhammed Farah da bu karelerden biriydi. Aynı tabloda biz de yerimizi buluyoruz ve kendi kültürüne, taban tabana zıt bir kıyafet tarzıyla ülkesini temsil ettiğini düşünen, 1929’da Feriha Tevfik ile güzellik yarışmasına katılma ve kazanma onursuzluğuna sevinen ülkenin bugünkü hali de aynı belki de daha beter.  Kendi kültürünü, yaşam tarzını, inancını temsil edemezken, etmek için bir uğraş ve çaba vermezken daha kendi olamadan kendini temsil ettiğini iddia edebilen, sömürüldüğünden de, farklılaştığından da habersiz avare bir ülke, bu da biziz işte…

Olimpiyatlar hem ferdi hem de toplumsal yansımaların aksi olarak insan ve dünya tarihini ve gerçeklerini sunduğu bir ifşa sahnesi.  Seyirci olanlar ve sahada olanlar…

Kevser HIŞIROĞLU

 

Be the first to comment on "Olimpiyatların Ardından"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*