Nefsi ve Nesli Müdafaalar

Nefs; Ağır bedel, kara kuyu. Nesil ise, birbirine bağlanan yollar. Hangi nesilden geldiğimiz, hangi neslin devamı olduğumuz işte o varılacak olanda, yani ‘yolun yolu’nda anlam ve değer kazanıyor.

Hangi yolun üzerinde, hangi istikâmette, hangi işle meşgul isek karşımıza çıkan levha onu gösteriyor. Yani bozuk, taşlı, kaygan veya virajlı yollarda isek aslında önümüze hep ikaz levhaları çıkar ya. “Dikkat” ,“ Virajlı Yol!”, “Kaygan Zemin!” uyarılarına rağmen; doğru yola, doğru vasıtalarla, dosdoğru erişilmesine engel koymak isteyecektir. Çünkü tabiatı bunun içindir.

Bu engele engel koymak da ruhun vazifesi…Nefs olan fâniye, ruh olan ebedi sorar, sorgularsa, muhasebe de hasıl olur: Nefsin hakimiyetinde olan düşünce ve yaşayışlarla, heveslerin doruklarıyla giden yol neyin yolu? Bazen de şehrin kalabalığı düşünmeye dahi izin vermez, kendimizle dahi baş başa kalamadığımız için. Ya da tam tersine hep başkalarına endeksli hayatlar yaşadığımız için. ’Bu, bunu düşünmüş, o şunu, bu onu… Hangisi daha cazip gelmiş ise  ondan olmuşuzdur belki de. Cazibe…

 

Kendimiz olmayı denemeden, kendinle olmayı beceremeden, kendine güvenmeden, kararsızca… “Yok, hayır; ben yanlış yerdeyim, en iyisi birine sorayım.’’ dediğin de ise o “biri”nin doğru kişi olmaması riski ne de tehlikeli. Nefse mi, nesle mi yakın duruşun?

Kimin kimi ezdiğinden belli ki, insanlar uyudukça büyüdü engeller, hatta arsız ve şartsız dağlar kurdu.

Oyuna döndürdü hayatı, hileli ve taraflı bir oyuna. Sonra geçip karşına alay etti halinle.

Kendinden başlayarak sormaya; ne yapmalı da oyunun kurallarını bozmalı deyince, bir suskunluktur sarıyor etrafı. Belki de bir ümitsizlik ve en kötüsü umursamazlık mı acaba?

“His iptali”ne uğramış insanların aslında iptal edilmiş hayatları. Posa bir cemiyetin posacı ve parsacı insanları hep kolaycı.

“Nasıl olsa olmayacak.” deyip hiç denememek ve hiç zorlamak gidişini hayatın. Korkuluyor, susuluyor ve çıkılmaz bir hal alıveriyor işte bu labirentten. 
Etrafınıza bir baktığınızda belki de çok az kimse bu halden anlayan.

Oysa, tek de olsan varsın, buradan başlamalı değil mi her şeye?  Bir düşüncenin kitlesi olması yeterli değil. Kitlenin inanmış olması gerekir, diyerek inanıyorsan aslında yalnız da değilsindir. Üstad Necip Fazıl’ın da dediği gibi “dört inanmış adam…” Bunlardan biri olmak nasibimizi temin edecek de sensin, benim…

Genel geçer, ancak bir o kadar da boş ve vasıfsız kalabalıkların ardına takılmak değil, kalabalıkları ardına takabilmek zor olsa da değerli.  En temel adımın, sarp yokuşlarda düzlüğe varacak olmanı ve nasıl düzlüğe vardığının da mahiyetini belirtir.

Yani amaç ve amaca giden yol birbiriyle mutabık olmalıysa; ey insan, niçin zulmedersin kendine, neden zalimsin insanlığa?

Düşün, hapsedilen düşüncelerin sebebini. Düşün ki; bir adım at, bir adım at gökyüzüne…Kuşlara uzansın yolun ve kanatlarına tutun…

Elif Hilal YAŞAR

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir