MESCİD-İ DIRAR HADİSESİ

Kur’an-ı Kerim’de Tevbe Suresi 106 ve 107 ayetlerde sözü edilen, Mescid-i Dırar hadisesi  müslümanlar  için asla  göz ardı edilemeyecek  dersler  içermektedir.

Medine’de  Müslümanlar arasında yaşayan, hristiyan rahibi  kimliğini ve inancını gizleyen Abu Amir,Kuba mescidi dışında yeni  bir mescid inşa  edilmesine öncülük eden kişidir.  Aslında bu,  uzun vadeli  haince bir planın ilk adımıdır.  Abu Amir’in asıl maksadı, Kuba Mescidi’nde toplanan  cemaatin  bir kısmını buraya  çekerek bölmek ve  etrafında kendi sözünü dinleyecek yeni bir cemaat oluşturarak,  ileriki aşamada Mekkeli müşrikler ve Bizansla ittifak halinde Medine’deki İslam devletine saldırıp müslümanları yok etmektir. Sureta müslüman görünen bir münafığın  projesidir Mescidi-i Dırar. İslam düşmanlığını kuvveden fiile dönüştürerek  girişilen  bir ihanet  hareketinin  adıdır. İslam coğrafyasında asırlar boyunca Dırar Mescidleri  hiç eksik olmamıştır.  Bu nedenle de  hadise  dikkatle incelenmelidir.

Tevbe Suresi  107 ve 108. Ayetlerinin mealleri  şöyle:

“Savaşa katılmayanların bir başka grubu da islâma zarar vermek, kâfirliği pekiştirmek, mü’minler arasında ayrılık tohumu ekmek, daha önce Allah’a ve Peygamber’e karşı savaşmış birine gözetleme yeri hazırlamak amacı ile bir mescid yaptılar. Onlar, “iyilikten başka bir amacımız yoktu” diye yemin edeceklerdir. Oysa Allah şahittir ki, onlar yalan söylüyorlar.”

“Orada asla namaza durma. İlk gününden itibaren Allah korkusu temeli üzerine kurulan mescid, içinde namaz kılmana daha lâyık bir yerdir. Orada günahlardan arınmayı özleyen kimseler vardır. Allah günahlardan arınanları sever. .”  (Tevbe Suresi,107,108)

İbn-i Kesir tefsirinde  bu ayetlerle ilgili olarak  şöyle der: “Bu ayetlerin nüzul sebebi şudur:  Medine’de Hazreç kabilesinden  Ebu Amr  adında  bir rahip vardı. Cahiliye döneminde hristiyan olmuş, Ehl-i Kitab’a ait bilgiler okumuştu. Peygamberimiz (SAV) onu Allah’ın dinine çağırmış, ona Kur’an okumuştu. Müslüman olmak istememiş, inatlaşmıştı. Şöyle ki, bu adam Uhud savaşı sonrasında Peygamberimizin gitgide güçlendiğini ve üstünlük sağladığını görmüş,  bunun  üzerine Bizans İmparatoru Heraklius’un yanına giderek Medine’de her geçen gün daha da güçlenen Müslümanlara karşı ondan yardım istemişti. İmparator ona yardım sözü vermiş, iyilikte bulunmuştu.  Bizans’ın bu destek vaadinden sonra, Abu Amir, Medine’de birlikte hareket ettiği   bir grup münafık ve kararsızlıklara  mektup yollayarak;hazırlıklı olmalarını, yakında bir orduyla gelip Hz. Peygamberle savaşacağını, onu yenip geldiği yere göndereceğini va’detmişti. Bu maksatla,  karargah olarak kullanılmak üzere,  Kuba mescidinin yakınında bir mescid inşa  ettiler. Bu  mescidi  uzakta olanlar ve Kuba Mescidine  gelip gitmekte zorluk  çekenler için inşa ettiklerini söylediler. Hz. Peygamber’den  bu mescide gelip namaz kıldırmasını istediler. Amaçları, Hz. Peygamberin namazını mescidlerinin meşruluğuna kanıt olarak kullanmaktı.

Fakat yüce Allah, peygamberini orada namaz kılmaktan korudu. Efendimiz (SAV) onların davetlerini ; “şu anda sefere çıkmak üzereyiz, dönüşte inşaallah” diyerek geri çevirdi. Peygamberimiz Tebük seferinden Medine’ye dönerken, iki veya üç günlük yolu kalmışken, Cebrail -selâm üzerine olsun- indi ve bu fitne, fesat merkezi  mescid hakkında (Mescid-i Dirar) haber verdi. “Burayı  kuranların daha ilk günden başlayarak takva  üzerine kurulan kendi mescidlerindeki mü’min cemaat arasında ayrılık çıkarmayı amaçladıklarını, niyetlerinin küfür ve nifak olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Peygamberimiz (SAV)  Medine’ye varmadan önce, bir grup müslümanın gidip o mescidi yıkmalarını emretti.   (İbn-i Kesir bunu, İbn-i Abbas’dan, Said b. Cübeyr’den, Mücahit’ten, Urve b. Zübeyr’den ve Katade’den de rivayet etmiştir.)

Mescid-i  Dırar’la  ilgili  ayetler  ve İbn-i Kesir’in tefsirinde yer alan açıklamalar 14 asır  önce yaşanmış bu  hadiseyi  örnek göstererek,  müslümanların her devirde karşılaşabilecekleri bu  ve benzeri  ihanetlere karşı  ikaz niteliğindedir.

Kur’an-ı Kerim’in bu ayetleri  yüzyıllar ötesinden günümüze kadar sürüp gelen İslam dünyasına yönelik fitne, fesat ve nifak faaliyetlerinin maksat, yöntem ve uygulamaları hakkında bizlere  yol gösteriyor  ve  kökü dışarıda teşkilatlara ve ihanet hareketlerine karşı Müslümanların uyanık olmalarını  emir  buyuruyor.

14 asır  evvel Mescid-i  Dırar’ı kuranların niyetleri  ve eylemleri ile,  15 Temmuz’u  tasarlayan ve milletimize  saldıranların   planları  ne kadar birbirine benziyor  değil mi?

Hasan ARIKAN
Eğitimci – Yazar

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir