Kurtuluş Savaşı Öncülerinde Şahsiyet Problemi

Osmanlı toplumunda sona doğru seviye kaybına uğrayarak devam edegelen toplumsal ve ferdi şahsiyet sıkıntısı çok belirginleşmişti. Bir yandan Batılı emperyalistlerin bir yandan da onların yerli uşaklarının kıskaca aldıkları Osmanlı hızla kan kaybediyordu.

Bu kan kaybı sadece geniş vatan topraklarının parça parça kaybı değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel iç burkuntuların azmanlaşması ile de görülebiliyordu. İşte birkaç yüzyıldır tersine tersine sarılan Osmanlı gidişatı her alanda kafa ve gönülden engelli adamlar yetişiyordu. Hem devleti idare edenler ve hem de kültürel alandaki entelektüel kişi ve eserler söz konusu bu acınası vahim tabloyu oluşturmaktayd

Oysa tarihinde bağrından çıkardığı madde ve mana kahramanlarının isim listesi oldukça kabarıktı. Özellikle Tanzimat’tan bu yana her alandaki sahte kahramanlar devletin ve milletin kurtarıcılığına soyunmuş olmalarına rağmen aksine mahvına ivme kazandırmışlardı. Özellikle son dönem padişahlarının Sultan Hamid istisna tutulursa müthiş bir şahsiyet fukaralığını yaşadığımızı söyleyebiliriz. İttihat ve Terakki çetesi de böyle bir kuraklık sonucu doğup geliştiği muhakkaktır. Dirayetsiz devlet adamlarının birinci Cihan Harbi ve akabinde gerçekleşen Kurtuluş Savaşı dikkatlice incelendiğinde bu şahsiyet probleminin laboratuvar katiyetiyle görülecektir.

Kurtuluş Savaşı’nın organize eden kurmaylarda da aynı zafiyetlere sıklıkla rastlıyoruz. Kurtuluş Savaşı ve hemen sonrasındaki Cumhuriyet tarihinde önemli fonksiyonlarla öne çıkan üç beş isimden biri de hiç şüphesiz Kazım Karabekir Paşa’dır.

Öncelikle diğerleri gibi Osmanlı kültürü içinde yetişmiş,Osmanlı ordu eğitimi ve terbiyesini almış bir kişidir. Kurtuluş Savaşı’nın en kritik dönem ve yerinde M.Kemal ‘e (İstanbul hükümetinin tutuklama emrine rağmen) en büyük desteği vererek onu hareketin başına taşıyan adamdır. Fakat Cumhuriyet yapılanmasında uygulanan diktatörce yöntem gereği devre dışı bırakmış ve hatta kellesini zor kurtarmıştır. Benim K. Karabekir’de gördüğüm “davranış bozukluğu” o dönem hemen hemen tüm çağdaşlarında var olan bir “rahatsızlık” tır. M.Kemal’i Milli Mücadele boyunca desteklemiş, himaye etmiş ve onu tanımaya yetecek kadar birlikte olmuş, ancak Cumhuriyet’i inşa çalışmalarında ona karşı önemli bir muhalefet dalgasının içinde bulunmuştur. Hatta kurmaylığını yapmıştır. Bundan da anlaşılıyor ki, Kazım Karabekir M.Kemal’in fikirlerine değil, yöntemine karşı çıkmıştır. Zaten eserlerini okuyunca öyle ahenkli ve bütün bir fikir sistemine sahip olmadığı anlaşılmaktadır. İttihat ve Terakki adlı eserinde de şahit olmaktayız ki; Karabekir Paşa bu çapulcu çetesine yaptığı göndermeler ve Sultan Hamid’e ve yönetimine karşı taşıdığı fikirsiz karşı çıkışlarından da anlaşılmaktadır ki; Cumhuriyet döneminde çoğu kendisine verilmeyen “görev”lerden dolayı kırgın ve küskünleri oynamaktadır.

Fatih Rıfkı Atay’ın hatıratvâri bir üslupla kaleme almış olduğu “Çankaya” adlı eserinde K. Karabekir’e hücum ederken, K. Karabekir’in muhalefetini yaptığı harekete karşı gerekçelerini ortaya koyarken çoğu belli ettiği “neden ben değil?” psikolojik dürtüsünün benzerinin tersini görüyoruz. Garip bir hizip bloklaşması var her iki tarafta da.

Söz konusu dönemin hemen hemen tüm liderleri edilgen ve “tâbi” bir kişiliğe sahiptirler. Falih Rıfkı bu doğruyu biraz farklı dile getirir. “Atatürk’ün kendisi ile birlikte yürüyemeyeceğini bildiği şöhretlere karşı yeni prestijlere ihtiyacı vardı. Fevzi Paşa ile İsmet Bey onun çok işine yaramışlardı. Bir ikinci adam olarak, çalışma ve kültür bakımından, en iyisi şüphesiz İnönü idi ve Fevzi Paşa’da o da tam hizmet tipi idiler.” (Çankaya)

“Mustafa Kemal kendi çoğunluğunu yavaş yavaş ve yerine göre, ya sevilmesine, ya sayılmasına, ya korkulmasına, inanılmasına veya arkasından gidilmekten başka çare olmayacağı kaderciliğine dayanarak yaratacaktı. Bu çoğunluk yine de çok uzun yıllar suni ve eğreti olmaktan çıkmayacaktı.” (2)

Sonuç itibariyle bu memlekette bir Kurtuluş Savaşı yapıldı. Tarihimizin bilmem kaçıncısı olan “Fetret Devri” fiziki manada atlatıldı. İşin ruhî tarafı yüzyıllara sığmayacak kadar tartışıldı, tartışılıyor ve tartışılacak.

M.Kemal’in Nutuk’una göre Kurtuluş Savaşını kendisi organize edip sevk ve idare etmiştir. Dönemin çok önemli isimlerinden K. Karabekir Paşa’nın “İstiklal Harbimiz” adlı iki ciltlik eserine bakacak olursak (Y.K.Y) harbi bizzat kendisi sevk ve idare etmiştir. Hatta M. Kemal’in başa geçmesini kendisi sağlamıştır.

Bana göre işin doğrusu yahut doğruları vardır ve tartışmaya açık noktaları mevcuttur. Bu o kadar da çok önemli değildir. Bu iki Osmanlı paşasının ve bazı diğerlerinin İstiklal Harbimize olan katkıları su götürmez. Ama 1923’ten sonraki yapılanmaların mümessilleri ile ona karşı duranların “hedef”, “vasıta” ve “nitelikleri” asla “derinlik” arz etmiyor. Yeni yapılanmanın mimar kadrosu olsun esaslı bir toplum mühendisliği kimliğinden ve yeteneğinden uzak kimselerdi. Uzun yıllar birçok cephede harp ederek ve hatta ciddi zayiatlar vererek bu hale gelen Anadolu insanını yeniden ayağa kaldırmış ve Milli Mücadele’yi kazanmış, ancak savaş sonrası kendi ruh köküne taban tabana zıt yapılanmalara karşı ayağa kalkacak imkân ve mecali kendinde bulamamıştır.

M.Kemal’in Samsun’a hareket tarihi olan 16 Mayıs 1919’dan epeyce evvel, K. Karabekir Paşa Anadolu’ya geçiyor. İşgal altındaki İstanbul’da oyalanmanın anlamsızlığına hükmederek, kurtuluşun ancak Anadolu’dan başlatabileceğini ısrarla her fırsatta yineliyor.

Mesela Milli Mücadele’nin ikinci adamı olarak gösterilen İsmet İnönü, K.Karabekir’in bu fikrine asla katılmıyor ve askerlikten istifa edip bir çiftlik hayatını kurmayı planlıyor. K. Karabekir onun bu fikrine şiddetle karşı çıkıyor.

K. Karabekir Anadolu’ya hareket etmeden yatağında hasta yatan M. Kemal’e Şişli’deki evinde veda ziyaretinde bulunuyor. Burada da Karabekir’in Anadolu fikri sabitine olumsuz cevaplandırmasa da olumlu bir karşılık vermiyor. Meşhur Anadolu hareketine katılmak için yola çıkmadan önce M. Kemal, İsmet İnönü’ye yaptığı birlikte gidelim teklifini yine reddediyor ve evlenme düşüncesini buna gerekçe gösteriyor. Sanıyorum, M. Kemal ile İnönü arasında ilk soğuk dalga bu sebepten oluşuyor.

Bazılarının eleştirdiği K. Karabekir’in “Şark” fikri sabiti M.Kemal tarafından tamamen olmasa da genel hatları itibariyle benimseniyor ve malum kongrelere kapı aralıyor.

Karabekir Paşa ile M. Kemal arasında sürekliliğini koruyan muhaberat belgesinden de anlaşıyor ki, Karabekir ısrarla M. Kemal’i Erzurum’a çağırmaktadır. Sonunda Karabekir tarafından gönderilen  benzin ile Erzurum’a doğru yola çıkılabiliyor.

“Atatürk büyük stratejistliği ve politikacılığı dışında, umumî kültürü ister istemez zayıf bir Osmanlı subayı idi. Dinler, kavrar ve yapardı. Paha biçilmez bir enerji kaynağı idi. Kendi devrindeki hükümetler bu kaynaktan tam faydalanmayı bilmemişlerdir. İnönü hükümetleri hiçbir zaman dinamik olmamıştır. İnönü’nün vekil tipi “bürokrat”tır. Vekilleri arasında dinamikçe olanlar Atatürk tarafından kendisine zorlananlardır.

Atatürk “Bir nehr-i muazzam gibi çüş etti, fakat çorak yerde akıp gitti.” (3)

Tarih kitaplarında Kurtuluş Savaşı’nı başlatan beş paşanın isimleri şöyle:

1. M.Kemal
2. Kazım Karabekir
3. Refet Bele
4. Ali Fuat Cebesoy
5.  Rauf Orbay

Bu beş Osmanlı paşasından dördü Kurtuluş Savaşı sonrası M.Kemal’e karşı bir duruş sergilemiş olmaları, ne dördünün kendi aralarında bir fikir ve hareket birliği sağlamış olduğunun göstergesidir ve ne de M.Kemal’in icraatlarını durdurabilme imkânı doğurmuştur.

Kuruluş Savaşını başlatan ve yürütenlerin asker kökenli olması kadar doğal ne olabilir?

Bu paşalar Osmanlı’nın askeri okullarında okumuş ve Osmanlı kültür ve gelenekleri içinde büyümüşlerdir. Bu hususiyetleri onların Kurtuluş Savaşı’nda gösterdikleri olağanüstü gayret, vatan perverlik, gözü karalık ve kahramanlıklarının da bence birinci amil olmuştur.

Savaş sonrasındaki yapılanmalarda ve devrimlerde M.Kemal ve hareketine karşı muhalefet etmeleri derin ve kavi fikir ve düşünce ayrılıklarından kaynaklandığını göstermez. Zira M.Kemal’in ölümünden sonra her biri yine M.Kemal’in kurduğu TC’nin önemli mevkilerinde görev yapmışlardır. M.Kemal’in ölümünden sonra gerek bulundukları önemli mevkilerdeki görevleri esnasında ve gerekse diğer zamanlarda, bir zamanlar muhalefet yaptıkları yanlışların yeniden düzeltilmesi yönünde ne bir girişim ve ne de bir önerileri mevcuttur.

Ali HIŞIROĞLU

 

- Gösterim: 411

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir