Kelimeler Ve Kavramlar!

Ülkemizin ilim ve irfan sahasında en belli başlı problemlerinden birinin de kavram kargaşası olduğunu söylemek yerinde bir tespit olur gibi geliyor bana. Kavramlar kullanıcısına göre içerik kazanıyor veya değişiklik içeriyor. Bunun temelinde de kavramları kullanan kişinin kültürel, ideolojik ve hatta siyasi tercihlerinin kalıbına göre şekillenip işlev kazanması gerçeği yatıyor.

Türkiye entelektüel kesiminin encamı ile ülkemizin yaşadığı ve yaşamakta olduğu süreçlerin durum ve niteliği arasında kurulmak istenen bağlantıları değerlendirecek olursak özellikle Cumhuriyet döneminde korkunç bir manzara ile karşılaşırız. Bir kere kavramlar ya ithal yahut içleri ithal mana ve değerlerle doldurulmuş ve her biri yabancılaşmaya ve yabancılaştırmaya meyilli veya müsait kavramlar olduğunu ve kavramlar haline geldiğini görürüz. İnsanın kelimelerle düşündüğü gerçeğinden hareket edecek olursak bu olumsuzluğun ülkemizin başına ne türlü dert ve bela getirdiğini anlarız.

Kavramların ülkemizdeki tarihi ile entelektüel bazda yaşanan uzun soluklu karmaşa, kargaşa ve kısırlığın birinci derecedeki sebebini de büyük nispette görmüş oluruz. Cumhuriyet dönemi tefekkür çabalarını, ”Kendi meyve ağacımıza Batı’nın tefekkür yemişlerini yapıştırma girişimi” olarak değerlendiren Cemil Meriç bu konuda ne kadar da haklıdır.

Harf devrimi ile birlikte başlayan kavram ve mana katliamı ister istemez beraberinde fetret dönemini, kısırlığı ve dağınıklığı da getirmiştir. Arapça ve Farsça kelime, deyim, terkip ve ibareleri köklerinden kazıyarak söküp atılması ve yerine İngilizce, Fransızca ve Latincelerinin türlü zorlama ve baskı unsurlarıyla ikame edilmesi veya ikame edilmek istenmesi bütün bir vahamet ve felaketin “sebepler” açılımını yapmaktadır. Yüz yıllardır içimize, ruhumuza, madde ve manamıza işlemiş ve artık onlarla varlığımızı sürdürdüğümüz ve dolayısıyla onların artık bizim/bizden olduğunu gördüğümüz düşünce ve ifade aletlerinin bu şekilde katledildiğini veya ebedi sürgüne gönderildiğini görüyoruz. Yerlerine gelen “huyu huyumuza, suyu suyumuza” uymayan, bağdaşmayan ve adeta irin kusan geçmişi kötü ve kirli bu kelime ve deyimlerle düşünmekten kurtulmuş, düşünce ufkumuz daraldıkça daralmış ve işin asıl kötü tarafı hafızamızı yitirmemize yol açmıştır. Geçmişi ve geçmişini düşünemeyen, hatırlayamayan hatta hatırlamak ve hatırlatmaktan ödü kopan bir adamın tefekkür adına, dünyayı yeniden ihya ve imar etmek adına bir şey yapmaya teşebbüs etse ortaya bugünkü Türkiye gibi bir ülke çıkar. Samanla yoğrulmuş bir çamurdan koca bir köşkün temelini ve gövdesini inşa etme teşebbüsüne benziyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir