İLK SEBEP VE AV

Yolumuzun büyüklerinden Şah-ı Nakşibendî (k.s.) şöyle buyurmaktadır; ” Avı ısrarla takip eden yakalar” Tasavvuf büyüklerinin hakikat ve hikmet dolu sözleri bizim için, 21. yüzyıla en önde, sağlam ve güvenilir adım atmanın lüzumu değil şartıdır. Hiçbir derinliği olmayan, kabuksu, hayat meydanındaki fikrimsi malumatlar, hem fert için ve hem de cemiyetçi bir hareket için yük ve hatta engelleyici bir rol oynamaktan öteye bir anlam belirtemez. Böyle bir yapılanma kültür ve fikir işçiliği ile asırları gerisine alabilecek bir medeniyet ve uygarlık inşa edilemez.

Biz, böylesine büyük bir davanın büyük mensupları olarak, içe, öze yani her işte derinlik ilkesine tutkun bir mizaç sahibi ve böyle bir geleneği kurma ve yaşatma meramına sımsıkı bağlıyız. Bunu idrak etme borcu ve vebali altındayız. Dolayısıyla, ele aldığımız her mevzuda, derinliğe ve genişliğe kulaç attığımız her meselede, yolumuzun önderleri olan tasavvuf büyüklerinin ortaya koyduğu “ hikmet ummanı” ndan nasibimize düştüğünce ve gücümüzün yettiğince pay, ışık ve ilham olarak çözüm arayışlarına kararlı olmalıyız. Bu metot; hem; “işi kaynağından yapalım” tekerlemesi zihniyetine nispetle, işi kaynağından yapmış “ güneş”lerin ışığında yine “ kaynağından yapmanın” bir devamı ve hem de; trafik işret ve levhalarının bulunduğu bir kasaba ile bunların bulunmadığı bir başka kasabada aranılanın bulunması, tehlike ve riskin en azından asgariye indirilmesi örneğindeki gibi, hakikat yolunda tehlike ve riski asgariye indirmenin ta kendisidir. Anlaşılıyor ki, tasavvuf büyüklerinin yüz binlerce ciltlik eserleri ve bu eserlerde 21. yüzyıla toptancı bir sistemin örgüleştirilip dikilmesinin ipuçları vardır. Vardır da, bunu görecek, örgüleştirecek adamlar nerede? En önemlisi de bunun çile ve meşakkatine katlanacak “sahici Müslümanlar” nerde? Sebepler zinciri boyunca yol aldıkça ondan bir zerre bile eksiltmeden, teferruatta boğulmaksızın “menzile” doğru yol almaya çalışıyorsam bu takdirde yolumuzun kahramanlığına adayımdır. Her bulduğumu o ilk sebeple bulacak, her yaptığımı o ilk sebeple yapacak ve böylece de “Allah”a malik olan neden mahrumdur ki, ondan mahrum olan neye maliktir ki!” inceliği ile “mümin son anda nasıl olacaksa hep öyle olmalı” kurtarıcı tavrını kuşanmış olacağım. Zira yine Şah-ı Nakşibendî hazretleri “ Dostluğun şartları arasında unutmak yoktur” buyurmaktadır.

         Evet, avı ısrarla takip edeceğiz. Etmeliyiz. Hiçbir nefsanî ve şeytani kaygı, hiçbir hayvani dürtüye meyletmeksizin merama, ara hedeflere ve nihai hedefe doğru yürüyeceğiz. Niçin? Allah için. Onun hükümlerine hâkim kılmak için. Onun bu hükümlerini hâkim kılarak cemiyeti hatta insanlığı kurtarmak için. Peki, niçin insanlığı kurtarmak? Allah için. Bu öyle bir aşk ve vecd iklimidir ki; bütün aklî ve mantıkî hayat verileri ve ilkeleri bizi ve yaptığımız her işimizi kapsar… Sarıp sarmalar ve yine bu öyle iklimdir ki; bir noktadan sonra aklî ve mantıkî verilerin boy göstermediği, nefsanî ve şeytanî kaygıların yerle bir edildiği bir mıntıkaya maliktir. Bu mıntıkaya gayri ilk sebepten sonraki halkalarda silinir ve ilk sebep bütün ihtişamıyla tezahür eder. Dava adamı işte bu ilk sebebin tutsağı olmuştur. “ Dosta yol bulmak isteyen, dostluğun temel şartlarından sayılan ölümü göze alır.” Ve artık ihtilal başlamıştır. Ne için? Allah için…

     Şimdi, böyle bir merhaleye ulaşmış dava adamının yetiştirildiği, kafa ve gönül eğitimin verildiği bir hareket gösterin bana…

         Hakikati, öküzün trene bakması gibi seyreden çeyrek aydın ve kıytırık münevver geçinenlerin yapacağı iş değil.

          Evet, “avı, ısrarla takip eden yakalar.” Allah’a yakın olma yolunda, bu yolun ilke ve inceliklerine riayeti vurgulayan bu hikmeti, yine aynı yolun yolcuları olarak, cemiyetçi bir anlayışın zuhurunu gerçekleştirme mücadelemizde takip edebiliriz. Zahiri manada bu hikmeti hareketimiz sair hareketler içinden sıyrılarak, yaşanmaya diğer hayatı yaşanılabilir kılma ve böylece aynı iddiada ki diğer hareketlerin batıllarını hayata hâkim kılmayı önleyici bir mana belirtir. O halde çok çalışmalıyım. Kendi dostlarıma gıpta ettirecek düşmanlarımı kıskandıracak bir cehtle… Hatta düşmanlarımı çıldırtarak hata yaptıracak bir tarzda. Meselelerin ahlaki yönüyle birlikte, batını yönü de anlaşılıyor ki; şöyle; ben bir Müslüman olarak, bana biçilen ömrümü, Allah’ın emir ve nehiyleri çerçevesinde harcamalıyım. Onlara sadık kalmalıyım. Müslümanlık anlayışıma musallat nefsimin ve emperyalistlerin saldırılarını men etmeliyim. Dolayısıyla mücadelemizin kökeninden hareketimizin niçin zincirinde ilk halkayı teşkil eden “Allah için” hakikatine her şeyden daha çok idrak etmeliyim. Mücadelelerim boyunca bu ilk sebebe tutkunluğum nispetinde ihlâs ve samimiyetim artacaktır. Yani “ avı ısrarla takip” edeceğim. Bu samimiyeti ısrarla takip edeceğim. Bu samimiyeti ısrarla muhafaza edeceğim.               “Kahrolası hanede evladı ıyal var” yollu şeytani umutsuzluk duygusunu tepeleyecek ve “ benim olmadığım yerde kimse yoktur” Mizacını yaşatacak bir iklimin meczupları nerdesiniz? Abdurrahman Taği (k.s.) Hz.lerinin “ teslimiyet gerçekten zor bir iştir. Bir sofinin sözde ben teslimim demesi yeterli değildi. Sözü ve özü bir olmalıdır.” Hakikatine talip olmak talip olmak değil malik olmak… Yine aynı zatın “sevgili gayet nazlıdır. Sevene hiçbir zaman muhtaç değildir” özünü ilk sebeple birlikte kılcal damarlarına kadar hissetmek…

Avı ısrarla biz takip ediyoruz. Takip edeceğiz. Kazanan da biz olacağız inşallah…

Be the first to comment on "İLK SEBEP VE AV"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*