Hareket ve Ahlak – 2

-Galiba “iş içinde eğitim” denilen husus…

-Evet eğitim. Her açıdan eğitim… Bu işe gönül vermişleri madden ve manen techizatlandırmak. Bu çok çok önemli. İslami bir topluluğu düşün; kendine has bir dil, kendine has bir tavır ve davranış belirleyemedikleri için “solun dilini” daha doğrusu “bizim” olmayan bir literatür kullanıyor. Bir de hal ve davranış olarak da onlara benzedi mi eyvahlar olsun… Mesela namazsız niyazsız bir mücahitçilik anlayışı…

-Ne olur?

– Yanında olması gerekenler bırakın yanında olmasını karşı safta bile yer alanları olabilir. Belki bu kendilerini bağlar. Amenna ama bu esnada sen tamamen hatasız mı addedileceksin? Senin hiç mi hatan olmamış olacak bu olumsuzlukta? İşin kötüsü gereğinden fazla yalnız kalacaksın meydanlarda.

Hani akıl dolu strateji ve taktik sahibi olacaktık ya… Her şeyi hesap edeceksin… Attığın her adımda hareketine neler kazandıracağına ve ne kadar zarar verebileceğine iyi bakacaksın. Burnunun doğrusuna gidersen neler olur biliyorsun. Kardeşim hem halk ihtilalinden bahsedeceksin hem de bu halkı kaale almayacak ve hatta onu hakir göreceksin.

-Peki halk?

– Halkı ve cemaatleri senin gibi düşünmüyor, senin yaptıklarını yapmıyor veya sana destek olmuyor diye hemencecik düşman bellemeyeceksin.Onların hak ve hukuklarını düşmana karşı gerekirse savunacaksın. Onları düşmana karşı himaye etmeye çalışarak kazanacaksın. Ehli sünnet gibi önemli konulardan da taviz vermemek bu işte esas olmalı tabi.Bak bu çok önemli…

 Mesela İran Devrimi hareket aşamasındayken Humeyni’nin kesin bir talimatı var bağlılarına, bağlılarına yani devrimin kurmaylarına: “Kesinlikle orduya karşı silah kullanmayacaksınız. Onlara kanın silahtan üstün olduğunu göstereceğiz.”

 Evet orduyu kısmen de olsa saflarına çekme taktiği. Öyle de olmuştur. Gereğinden fazla devrimci, ordunun kurşunlarıyla ölürken talimat gereği askere silah çekilmedi. Peki sonunda ölenlerin ve baş kaldıranların hemen hepsinin mazlum, gariban, suçsuz ve kendi sınıf ve kesiminden insanlar olduğunu gören asker arkasında ateş emrini veren komutanına çevirmiştir silahını bu sefer. Ondan sonrası zaten kolay…

Yahu herkesi, her kesimi hainlikle şununla bununla suçlayıp öteleme ve “uzaklaştırma” gayreti saçma, anlamsız ve hatta gafil bir hainlik becerisidir(!). Ne imiş, ideolojik tavırmış. Yerim senin ideolojik tavrını. Senin ideolojik tavrını sevsinler. Kör! Bilmiyor ki kendisini tükürükleriyle boğar bu kitle. Kolluk kuvvetlerinden önce onları bile bulabilirsin karşında… Olur mu olur; bıçak kemiğe dayandı mı olur mu olur, Allah korusun.

Bu arada İslamcı antiemperyalistler, İslamcı antikapitalistler ve bunun gibi onlara destek olan zavallılar görmeliler ki bu eylemlerle lokomotif değil vagon olmaktadırlar.

-Temel strateji…

-Evet, temel strateji… Gelişen toplumsal hadiseler dünya görüşlerini testten ve sınavdan geçirdikleri gibi bazı kere “Temel Strateji”leri de testten ve sınavdan geçirir.

Şimdi ideolojinin malum, bir matematiksel yanı var. Zaten strateji de genellikle buralarda belirginleşir. Mesela nihai hedef olarak ortaya koyduğun mevcut devlet nizamını yıkıp ortadan kaldırmak ve yerine inandığın dünya görüşünün öngördüğü devlet nizamını ikame etmek… Diğer yandan kaçınılmaz/zaruri olarak çatısı altında yaşadığın bu yıkılası rejimin suyunu içiyor, ekmeğini yiyor, okullarında okuyor ve bir çok “nimetinden” yararlanıyorsun. Öyle ya yemeden içmeden yaşama şansımız yok. İşte açmaz burada. Ya devrimciliğinden vaz geçeceksin ya da bu “nimetlerden” yararlanmayacaksın… Oldu mu şimdi? Ortada bir zaruriyet varken… O zaman buna bir strateji diyebilir miyiz? Yani okullarında okuyacak, sosyal hayatın icaplarını (en azından zorunlu olanlarını) yerine getirecek ve bir yandan da bu sistemin tepetakla gelmesi ve yeni sistemin ikame edilmesi için var gücünle çalışacak, çabalayacak ve savaşacaksın.

Bunun gibi her mücadele safhasında değişik stratejiler üretemeyen hareketlerin başarı şansını konuşmaya gerek var mı? Mesela iktidar… İktidarın niteliği ve dolayısıyla benim hareketim adına devşireceğim fayda (temel stratejiye aykırı olmaması kaydıyla) sözünü ettiğim strateji ve taktik anlayışın değişebilir…

-Bu sefer de bize “dönek” demezler mi?

-Demezler… Diyenler de çok çok azınlıkta olur. Bir devrimci mevcut rejimin kurduğu cemiyet düzeninde yaşayabiliyor diye nasıl ki suçlanamazsa, bu strateji ve taktik yüzünden bizleri “döneklikle” suçlayamaz hiç kimse.Suçlamamalı…

Rahmetli Üstadın o zaman ve mekandaki siyasi ilişki ve manevralarına bir bakmak lazım. O zaman Üstad bir değil bir çok kez döneklikle suçlanmalı değil mi?

-İslami partilerin…

-Bir dakika, İslami veya İslamcı parti olamaz. Bu mümkün değil. Dolaylı da olsa partiler bu rejimin birer organlarıdır. Parti mensupları hal ve hareket olarak Müslüman olabilir. Buna başka bir ad bulmak lazım. Her neyse…

-İslami kültürden gelen parti mensuplarının partisi…

-Bu da çok uzun bir isim oldu ama neyse…Evet.

-Mesela bugünkü AKP iktidarı.

-Şimdi bak bizim devrimci kimlik ve karakterimiz “partici” ve “partizan” olmamızı zaten mümkün kılmaz. Partinin (iktidarın) genel ve temel stratejilerini iyi görmek ve anlamak lazım. Ben devrimciyim, iktidarla ve sair kurum ve kuruluşlarıyla işim olmaz, eyvallahım olmaz şeklinde bir tavrın doğru olduğunu söyleyemezsiniz. Rejim ve bu rejimin iktidar ve partilerini aynı kefeye koymak (aslında aynı kefededirler kıymet olarak) çok şey kazandırmaz.

AKP iktidarının kafir rejimin bir organı durumunda olmasına rağmen İslam’a ve Müslümanlara zulmeden, idam eden ve onları horlayan bir zihniyete ve mensuplarına karşı savaş açmış mıdır açmamış mıdır?

-Evet, müthiş bir savaş yaşanıyor.

-Bu savaşta da büyük bir destek sağlayarak onların Müslümanlara zarar vermesini engellediler mi engellemediler mi?(En azından bu süreçte)

-Engellediler görünüyor.

-Şimdi bu savaşta karşı saftakilerin yanında mı yer almak gerekiyor (veya faydalı)? Kemalistlerin, Ergenekoncuların, anti kapitalist cart curtların yanında mı yani? Kardeşim benim durumum onların durumu gibi değil ki… Yani ben asla onlara muhtaç değilim. Bana mesela bir Doğu Perinçek lazım değil. Hem böylesine birileri lazımsa kendi camiama bakmalıyım; yoksa da yetiştirmeliyim. (Mücadeleci yanı kastediliyor; yoksa melun ve mendebur adamlarla ne işimiz olur?)

Ben bu toprakların ürünüyüm. Benim adım Müslümanlık… Bin yıllık bir geçmişi var bu davanın bu coğrafyada. Bu toplum ve bu kültür benim.

Nasıl ki Doğu milletlerinin Batı’ya değil Doğuya yönelmelerini ve bir birlik oluşturmalarını bir Müslüman kimliği ile arzuluyor, istiyor ve gerçekleşmesi için dua ediyorsak, Türkiye’deki İslami/İslamcı hareketlerin de bir birlerine yönelmelerini ve desteklemelerini istiyor, arzuluyor ve gerçekleşmesi için de dua ediyoruz.

Ergenekon’a veya Perinçek’e, Eliaçık’a veya bunlara bağlı sapık ve devşirmelere değil. Ben onları bu aşamada asla desteklemem. Ama durup dururken de saldırılmasında fayda görmem.

PKK olayı da öyle değil mi?  Ergenekon ve çapulcularını desteklemek, onlarla iş birliği yapmak ne derece doğruysa; PKK’yı desteklemek ve onlarla iş birliği yapmak da meşru ve gerekli görünür o zaman. Bu olası mı? TC ile ve onun hükümetleriyle en güzel ve verimli mücadeleyi PKK vermiştir. O halde ne işiniz var Gezi Parkı’nda; gidin PKK saflarında verin mücadelenizi, emperyalizmle…

Bırakacaksın bu zırvaları. Bunca enerjini ve çabanı onların kuyrukçuluğunu yapayım diye harcayacağına, git İslami cemaatlerle nasıl irtibat kurabilirim, onların içindeki samimi, nasipli, feraset sahibi mücahit adaylarını nasıl keşfeder ve onları hareketime nasıl kazandırabilirimi düşün ve bu uğurda çalışmalar yap. Bak göreceksin ki ne yetenekler ve nasipliler bulacaksın.

Ha onlar sana destek olmak istiyormuş, olsunlar. Gelsinler, eylemlerimize katılsınlar. Yani benim gemime binsinler. Onlar bize muhtaç ama biz onlara muhtaç değiliz. Tabi ki onların reklamını da yapmaktan kaçınmak lazım. Yiğit mücahitler dururken ne idüğü belirsiz ve sapık kişi ve hiziplerin tanıtımından kaçınmak lazım. Sadece hareketini ve eylemini heybetli göstermek ve diğerlerinde de aynı katılım ve destek dürtüsünü uyandırmak adına haber yapılabilir. Kaldı ki bu bile bir takım mahzurlar taşımaktadır.

- Gösterim: 367

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir