Ham Hayal Ve Bin Yıllık Tarih!

 Bu ülkenin, bu milletin bin yıllık tarihi birikimi var; bu kültürel birikimi güncelleştirmeksizin her türlü yapılanma ve oluşum öksüz, köksüz, yanlış, sapkın, yabancı, yavan ve yetersiz olur. Bu bin yıllık tarihi geçmişin Batılıları şaşkına çeviren uygulama ve düzenlemelere günümüzde öylesine ihtiyaç var ki… Öte yandan çoğu Batılıların araştırıp buldukları bu tarihi “değerler”in hala “bizimkilerin” dikkatini çekmiyor oluşu yahut görmezlikten geliyor oluşu tarihi bir vesikadır… Kimlik vesikası…

Ordusundan futboluna, eğitiminden politikasına, yazarından gazetecisine, ailesinden ferdine, kızından kızanına, taşından toprağına, ekonomisinden edebiyatına, sanatkârından zanaatkârına, hukukundan mahkemesine kadar bir sıkıntı, bir sancı, bir olumsuzluk ve kötümserlik, bir uyumsuzluk, bir olumsuzluk var. Bunu “ben insanım” diyebilen hiç kimsenin inkâr edebileceğini sanmıyorum. Bir birine bağlı, birbirini tetikleyen ve itekleyen toplumsal unsur ve esasları tek bir sebepte toplamaya yeltendiğimizde karşımıza yukardaki “bin yıllık kültür mirasımızı tersinden algılıyor veya hiç algılamıyor” oluşumuz çıkmıyor mu? Osmanlının son dönemlerini andırır toplumsal manzaramız normal mi Allah aşkınıza?

O zaman ki Osmanlı aydınları layihalar yazmış, köklü projeler üretmiş ciddi teklifler önermişler. Ya günümüzün aydınları ne yapıyor? Bir kısmı küsüp köşesine çekilmiş, bir kısmı düzene ve düzen adamlarına şakşakçılık yapıyor, bir kısmı menfaatlerinden taviz vermez bir inatçılık ve iştahla yazılar yazıyor, bir kısmı da günlük derme çatma reçeteler karalıyor.

Bir zamanlar “Osmanlı gerçeğinden”, “Selçuklu gerçeğinden”, “tarih ve medeniyet gerçeğinden” söz açıldı mı “Vay gerici! Geçmişe özlem duyuyor!” Diye kıyamet kopartanların sayısı az değildi. Ya şimdi? Şimdi de az olduğu söylenemez. Lakin biraz biraz üslup ve tavır değiştirdiler.

Osmanlıyı az buçuk bilenler, adaletini, sosyal dokusunu, “ben değil biz” diyen sosyoekonomik ve psikolojik yapısına aşina olanlar nasıl geçmişe özlem duymasınlar ki? Bir de şahit olduğu bu günkü toplumsal buhran ve kirli iş ve ilişkiler buna eklenince… Haklı olarak ve tabii olarak geçmişin tüm aksaklık ve hatalarına rağmen…

Geleceğe hasret çekmesi ise hiç mümkün değil zaten. Perşembenin geleceği Çarşambadan belli olduğu için…

Tarihi ve tarihi gerçekleri inkâr etmek veya görmezden gelmek bu ülkeye ve bu millete yapılabilecek en büyük ihanetlerden biridir bence.

Tarihi gerçekleri görmezden gelen veya görmeyenler kırk elli yıl sonrasının toplumsal gerçeklerini de göremezler. Hadiselerin kucağında aktüel meselelerin kursağında devinir dururlar. Dolayısıyla geleceğin toplum, nesil ve sosyolojisi hakkında olsa olsa bir takım “kehanetler”den ibaret sloganları kalır ellerinde.

Temel sorunumuz “Adam” yetiştiremiyoruz. Adam yetişmiyor. Ortalıkta bir yığın adamın deveran ettiği bu zamanda biz de çıkmışız adam yokluğundan bahsediyoruz. Adam yetiştirecek müesseselerimiz yok. Felsefemiz yok. Kıstaslarımız yok.

Batının “neyi niçin ve nasıl” yaptığı, yapmaya çalıştığı tarihi gömüsü var. Bir şeylerin ters gittiğinde dönüp bakıyor ona. “buna göre bu; burada yanlış duruyor” diyebileceği tarihi temel yargı ve kıstasları var. Bu temel yargı ve kıstasları ile kendi durumu arasında yaşadığı çelişki, çatışma ne bileyim sancıları onun kendine… Bunu bile bir kültür ve sosyolojik kıstas ambarına çevirmiş. Ama bizim? Bir hata ve yanlışı değerlendirebilecek tarihi kültür ve temel yargılarımız yok. Var da rafa kaldırılmış. Tedavülden kaldırmışız. Mevzuların yanlışlığını sonuçtan çıkarmaya, sonuca göre hükmetmeye alışmış yaygın bir toplumsal yanlışımız daha var üstelik. Sonuçlara göre plan proje yapanlar hadiselerin iteklediği edilgen ve günübirlik adamlar olurlar.

 Birinin yellenmesi icap etse “bakalım Batı nasıl yelleniyor!” kolaycılığına, ucuzculuğuna ve kopyacılığına sığınıyoruz.

Memleketin en önemli ve hayati önem taşıyan kurumu ordunun içinden “Ergenekon” diye insanın tüylerini diken diken eden bir örgüt peydahlanıyor. Aman Allah’ım! Biz sırtımızı kime yaslamışız bunca yıldır? Bu kadarı deşifre edilebilen kısmı. Ya daha elde edilemeyen başka “şey”ler varsa… Adam yetiştirememişiz. Ancak adam yetişmediğini tespit edecek ve sahte adamları deşifre edebilecek kadar adamımız yetişmiş, buna da şükür.

Milyonluk zavallıları arkasından sürükleyen futbolumuzun sağından solundan öylesine çatlaklar ve pis kokular peydahlanıyor ki; Aman Allah’ım! Adam yetiştirememişiz. “Şükür biz onlar gibi değiliz. Onlar böylece çamura saplansınlar, biz de kendimizi gösterelim!” kabilinden düşünen adamlar yetişmiş yine de. Bu şike-mike olayları ne kadar zamandır var? Ne kadarı deşifre edilebildi? Açıklanmayı bekleyen birçok sorudan sadece ikisi.

Bu memleket bin yıllık tarihi birikime haylazca arkasını dönmenin, hatta ona yan bakmanın ve düşmanlık beslemenin tarihi akıbetine veya cezasına uğradı. Yaşadığımız sonuç on yıllarca değil belki yüz yıllarca yapılan yanlışların sonucudur. Yani yine geriye dönüp bakacaksınız beyler. Bu kaçınılmaz. Çok sevdiğiniz ve hatta delisi olduğunuz Batı toplumlarının aydını ve toplum mühendisleri nasıl yapıyor? Tarihlerini ve tüm tarihleri didik didik etmediler mi daha yıllar öncesinden? Buraya nerden nasıl eriştiklerini sanıyorsunuz siz? Başımıza ördükleri “belalı çorapları” kısa vadeli hesaplarla mı yaptılar? PKK üç beş günlük bir projenin ürünü müdür Allah aşkınıza? Bu koca koca sorunların arasında ve altında inim inim inleyen bu milletin sorunlarını tarihi gerçeklere sırt çevirerek halledemezsiniz beyler. Tarihi bir yanılgının ve tarihi bir yanlışın mimarları olarak tarihteki yerinizi alıyorsunuz.

Bir adamın adam olmadığını meydan yerine “kakasını” yaptıktan sonra anlayan anlayış ve idrak sahiplerine nispetle, bu gidişin gidiş olmadığını bir Ergenekon, bir PKK ve Kürt sorunu, bir şike hadisesi, bir sağ sol çatışması, bir ulusalcılık problemi tezahür edince mi anlayacaksınız. Hastanın ölümünden sonra o hastanın hastalığını teşhis etme sahteliğini bırakın artık. Bu bünye, bu rota, bu hedef, bu nitelik, bu yol haritası, bu kapasite, bu irfan ve ilim bizim başımıza ve çocuklarımızın başına hatta torunlarımızın başına daha çok gaileler açacak. Bu durumun daha beteri olmadıysa, bu sonucun daha berbatı başımıza gelmediyse henüz önce Allah’ın bize bir lütfu… Sonra da Osmanlıdan toplumsal olarak devralınan “parça değer”lerdir. Ama bu, yarınlarda daha çok beterini hak ettiğimiz akıbetlerin başımıza gelmeyeceği anlamına gelmez.

Şimdilik beterinden Allah’a sığınıyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir