Haşereler!

altToplumsal mutabakat, ülke dinamikleri ve ahlak…

Ülkemizde cicili bicili kavramlar erozyonunun nerelerde seyrettiğini hep birlikte görmekteyiz. İçi boş istiridye kabukları gibi ortalıkta dolaşıp duruyorlar. Siyasetten sosyolojiye, edebiyattan sanatın tüm kollarına, spordan futbola, eğitimden ilim ve bilimselliğe kadar söz konusu bu kopuk/kırık kavramlar yeri, zamanı, geçmişi, geleceği, serüveni, kökeni, seyir çizgisi ve diyalektik yapısı bilinmeksizin deveran etmekte.

Samimiyet, her alan ve işte hayati derecede önem arz eden bir niteliktir. Spor adamları, spor yöneticileri ve spora yön verenler samimi olmazlarsa yıllar yılı onca uğraşı ve yatırıma rağmen gelecek nesillere miras olarak“zavallı” bir spor geleneği ve birikimi bırakırsınız.

Siyasette aynı samimiyetsiz zemin ve mensupları haddinden fazla türediyse ve dayanak bulduysa ülke şartlarından, kalkınmanın metodunu ve toplumsal/yerel altyapısını enteresanlaştırır ve hatta komikleştirir. İstiklal Harbi’nden bu yana ciddi savaş görmemiş bu ülkeye nispetle Almanya ve Japonya’nın kalkınma başarısını hangi kavramlarla açıklayabilirsiniz?

Samimiyetsizliğin pirim yaptığı bir memlekette az çok samimiyet emareleri taşıyanlar sürekli yani ölünceye kadar bir “gurbet” ukdesi yaşarlar… Öz yurdunda bu gurbet duygusunu yaşamak insanın başına gelebilecek talihsizliklerin belki de en büyüğü olmalı.

Yer değirmenleri gibi rüzgâra ve çıkarlarına göre sürekli yer ve yön değiştirmek tarihi bir samimiyetsizlik ve şahsiyetsizlik örneği değil midir? Bugün ülkemizde ve çevremizde bunlardan bolca hatta istemediğimiz kadar var olduğunu görmeyen/göremeyenler var mıdır aramızda hala?

Toplumunun moral altyapısı seviye ve nitelik kaybettikçe müreffeh ve mutlu tablolar çizenler kendi kendilerini haince, gaddarca ve çirkin bir şekilde kandırmaktan öte bir şey yapmış sayılmazlar.

Ailede başlayan bozgunun handiyse tüm cemiyete sirayet ettiğini ve önü alınmazsa birkaç on yıl sonra topyekûn mahvımızın beratını nesiller boyunca imzalamış olacağımızı yazarken insanın içi ne kadar da sızlıyor, ne kadar da acıyor.

Kurumuş ağaç yaprakları gibi savrulan zavallı gençliğin elinden tutulmaz ve artık daha fazla geç kalınmaya devam edilirse yetkililerin, etkililerin ve aklıselimlerin, azim olan o mahkemede çetin bir şekilde yargılanıp mahkûm edileceğinden hala şüphemiz mi var?

Yahudi, mason ve diğer iç ve dış kaynaklı şebekelerin, oyun, desise, tuzak ve kahpelik senaryolarının cirit attığı bir ülkede ehli vatan ve ehli din, ayaklarını uzatıp rahat rahat yatıp uyuyabiliyorsa bu o ülkenin “hayatı” değil, bir felaketi yaşadığının göstergesidir. 

Sakın o ülke bu ülke olmasın!

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir