HADESTEN VE NECÃSETTEN TAHÂRET

12 Eylül yenilgisi ertesinde solcuların işi cinselliğe ve deliliğe vurma sendromunu, 28 Şubat yenilgisi ertesinde bazı İslâmcılarda da gördük, görüyoruz; kimi makam, kimi para, kimi karı peşinde ikinci bahar yaşarken kaybolan(!) gençliğine inat, kimi büsbütün sapıtmış, kimi koruyamamış akıl nimetini, kiminin de diline vurmuş kâlbindeki çürük; Hâlık’ı anmak ve mahlûkiyle anlaşmak için yaratılmış olan diller zehirli birer hançer, birer lâğım borusu olmuş.

Dost, düşman kaybolmuş, çünkü dostlukta ve düşmanlıkta itidal kaybolmuş. Misâl: AKP’ye dostluğun kriteri menfaat olurken kiminde, kiminde düşmanlığın kriteri basbayağı nefsânî çekememezlik olmuş; “biz o kadar eziyet çektik, halk bize değil bunlara veriyor” hesabıyle, mütedeyyin halkı da baş düşman edinmişler. Asosyallikte böyle dibe vurunca, dillerine vurmuş bütün hünerleri; bütün hünerleri halka sövmekten ibaret kalınca da, halk ve Hak düşmanı azınlıkla dost olmuşlar; basbayağı azınlık olmuşlar.
Evet bunlar azınlıktır; akıllarını başlarına almazlarsa şâyet, doğal(!) seleksiyonla elenmeleri mukadderdir.
Bunlara mukâbil, az ama azınlık olmayan, asıl ve asil bir nüve var, ki fevkalâde çoğalmaya, kitleleşmeye, aziz davanın muazzez sancağını burçlara dikmeye çalışıyorlar. Bu nüvede, bir türlü diz çöktürülememiş ellilik delikanlılar da var, gençliği ve hatta çocukluğu zindanlarda geçmiş yiğitler de. 
Umudumuz!
(18.10.2013)

Mustafa Saka (Face Paylaşımından)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir