Geçit!

Garip bir hikâyedir bu.

Garip olduğu kadar da hazindir.

İçine doğduğumuz, içinde yaşamakta olduğumuz ve bir gün ölüp koynuna gireceğimiz bu toprak ve üzerindeki toplum, bu toplumun yönelişini, perspektifini, değer ve değer yargılarını kısacası her şeyini etkileyen, şekillendiren ve yönlendiren bu toplumsal model neyin nesi? Bunu sorgulamaya başladığınızda Osmanlıya, en azından Osmanlının son devirlerine inmeniz gerekir. Cumhuriyet yapılanmasını ister tasvip edin ister etmeyin; onun yani Cumhuriyet’in şöyle ya da böyle Osmanlı’nın ürünü olduğunu göreceksiniz.

İstiklal Harbini kazanan hâkim unsurun Osmanlı olduğunu, Cumhuriyeti kuranların Osmanlıda doğup, büyüyüp ve eğitildiğini, Cumhuriyet fikrinin ve içeriğinin kök olarak Osmanlıya kadar uzandığını müşahede edeceksiniz. O halde Osmanlı olmadan, Osmanlı yeterince anlaşılmadan bir Cumhuriyet Türkiye’sinden ve devrimlerinden söz edilemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Batı karşısında iç ve dış sebeplerin sürüklediği son iki yüzyıllık tökezlenişin ve ardından da yıkılışın gerçek ve derin hikâyesi, Cumhuriyet’in daha iyi anlaşılmasını ve hatta sağlıklı anlaşılmasını sağlayacaktır. Demek ki Cumhuriyet dönemini ve mümessillerini çalakalem eleştirmek veya övmek sığ, basit ve hatalara, yanlışlara meyyal bir değerlendirme olarak meydana çıkacaktır.

Bir fikir ve hatta bir dünya görüşü bazı zaman dilimlerinde yeterince anlaşılamıyor ve bu sebeple de ya başkalaştırılıp ötelenebiliyor ya da kaale alınmayabiliyor. Savaş sonrası yapılanmalar karşısında yeterli ve gerekli “özgürlük” ortamının olmayışı böyle bir ortama hayat hakkı tanınmayışı beraberinde kaskatı bir “diktatörlük” getirdiği için yurdumuzun tamamında konuşmamanın veya konuşamamanın (sindirilmenin) varlığından söz edebiliriz.

Sultan Hamid döneminin devlet politikaları gerektiği kadar anlaşılıp idrak edilmiş olsaydı yakın tarihimizde bu üzüntü ve keder verici tablolar da olmayacaktı. Olmazdı. Sultan Hamid dönemi maddeyi fıkırdatan Batı karşısında nasıl bir duruş sergilenmesi gerektiğine enfes bir örnektir. Gel gör ki bu büyük devlet adamı ve onun “felsefesi” anlaşılma ve ondan ilham alma hadisesi şöyle dursun onunla birlikte tüm Osmanlı bakiyesi fesih edilmiştir.

Osmanlı içinden, onun bakiyesinden gelen ve Kurtuluş Savaşı’nı kazanan bu enerji daha sonra nasıl olmuş da inkâr edilmiş ve tedavülden kaldırılmış? Hikayesi uzun. Sonra nasıl olmuş da köksüz ve bilime aykırı sözüm ona bu yapılanmalar bu vakte değin hayat hakkı bulmuş?

 

Be the first to comment on "Geçit!"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*