FUTBOLDA ŞİKE ve AHLÂK

(Şike 1 – Ahlâk 0)

”Kaçan bir gol kadar üzülmedik değil mi? Ölürken çocuklar o güzel Afrika’da”

                                    İbrahim Tenekeci

 

Futboldan anladığımı söyleyemem. Aslında anlamadığımı değil, ilgilenmediğimi söylesem daha iyi olacak sanırım.

Futbolla ilgilenmemek futbolun toplumsal getiri ve götürüleriyle ilgilenmemek anlamına gelmez. Bunun için futboldan da anlamak gerekmiyor zannımca. Yaşadığımız toplumun düşünen ve aklıselim bir ferdi olmak belki de yeterli olacaktır. Öyleyse selim aklımızla düşünelim:

Futbol tarihi Sümerlere kadar gider. M.Ö  2500 yıllarında futbolun en ilkel haliyle oynanmakta olduğunu aktaran kaynaklar mevcut. Çin’de, Mısır’da, Yunan’da futbolun atası kabul edilecek ayak topu oyunlarından da söz eder aynı kaynaklar. Orta Asya’da Türklerin de kızlı erkekli karma takımlarla bugünküne çok benzer futbol oynadığı Kaşgarlı Mahmut başta olmak üzere pek çok tarihçinin kitaplarında anlatılır. Bu oyunun o zamanki adının da “tepük” olduğu söylenir. Futbol, pek çok millet ve medeniyette bazı farklılıklarla oynana gelerek bugünlere en yakın şeklini 17. yüzyılda İngiltere’de alır; daha sonraki yıllarda ve asırlarda da çeşitli yenikler ve gelişmeler gösterir.

Modern futbolun İngiltere’de çıkması ve dünyaya yayılmasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun beli başlı ticaret limanlarına yerleşen İngilizler, futbolu İmparatorluğa sokmuş ve tanıtmışlar. Osmanlı’da ilk futbol maçı 1875’te Selanik’te oynandığı bilinmektedir. Ancak o sıralar müslüman gençlerin futbol oynaması hoş karşılanmayacaktır.

Daha sonra ilk Türk futbolcusu Fuad Hüsnü Bey, futbolu İngilizlerden görüp arkadaşlarını ikna ederek ilk Türk futbol takımını kurar ve bu takım Rumlarla yaptığı ilk maçı 5-1 kaybedince bu moral bozukluğuyla Türkler uzun süre futbol oynayamazlar. 

1898’de İngilizlerle beraber futbol oynayan Selim Sırrı Tarcan olur. Türkiye’de kurulan kulüplerin hemen hepsi futbol kulübüyken Beşiktaş istisna, jimnastik kulübü olarak kurulmuştur. İlk futbol kulübü ise Galatasaray’dır.(1905) 1907’de Fenerbahçe kurulurken 1903’te Beşiktaş Jimnastik Kulübü olarak faaliyetlerine başlar, futbolda ise 1910’da faaliyete geçer.

Bu tarihsel seyrin dünya ve Türk futbolu açısından ehemmiyeti futbolun neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir kökeninin olmasıdır. 

Futbol, her şeyden evvel bir spor ve sporun tarihi de tabiatıyla futbol tarihi kadar eski. Hatta sporun tarihine bakıldığında tanrıların güç gösterisi olarak bir kutsiyetinin olduğu da görülmektedir. Futbol da sporun bir nevi olduğuna göre sporun hedef ve amaçlarıyla paralellik gösteriyor olmalı. Peki, sporun amacı ve fonksiyonu nedir? En özet ifadeyle ruh ve bedeni disipline ederek terbiye etmek, kendinden başlayarak başkalarını, daha iyiye ulaşmak yolunda aşan sistemli, planlı ve hatta örgütlü bir organizasyondur ya da olmalıdır dersek daha doğru olacaktır.

Bireysel sporda bir müsabaka söz konusuysa sporcu önce kendisiyle, sonra rakibi ya da rakipleriyle yarışır. Kendini önce kendi, sonra rakibinin gözüyle görür ve ona göre taktik, strateji ve konsantrasyon sergiler. Kanaatimce sporda olsun, yaşamın her alanında olsun, güçlü rakip kişiyi daha güçlü ve donanımlı kılar ya da en azından böyle olması gerekir. Bununla beraber hiçbir rakip hafife alınmamalıdır. Aksi takdirde “Tavşan ile Kaplumbağa “ hikâyesindeki sıradanlık, olağanüstülüğe dönüşebilir ve güçsüz taraf güçlü tarafı alt edebilir.

Takım sporlarına gelince; işbirliği, birlik ve dayanışma, birlikte karar alabilme ve uygulayabilme ve bunun sonucunda da yine birlikte var olabilmek ve var kalabilmek demektir. Aslında tek birey olarak hiçken takım olarak çok şey ifade etmek anlamına da gelebilir. Bir vücudun tüm organları gibi, her organın bütüne nispetle ayrı ayrı görev ve fonksiyonları… Belli bir düzen ve disiplin içinde bütün olmak, vücut olmak, var olmak; yoksa tek başına bir el, ayak ya da göz, kalp her neyse neyi ifade edebilir ki? Hepsi birbirine ve bütüne nispetle anlamlı, değerli ve görevli…

Futboldan anlamamaya fakat düşünmeye devam edersek; genelinde spor, özelinde mevzumuz olan futbol öncelikle ahlaktır ya da olmalıdır. Sporla hile desise, yalan, dolan, üçkâğıt, şike gibi gayri ahlaki mevzular bir arada zikredilebilir mi? Bunun cevabı açık ve net olmasına rağmen ülkemizde bu mevzular birlikte anılıyor her nedense. “Futbol ve Şike” ülke gündeminin nerdeyse birinci sıralarını meşgul eden bir memlekette futbol ve spor adına,  iyiye doğru önce kendini sonra rakibini aşmak, belki de sadece bir kandırmacadır. Kendini kandırmaktan öte o sporcuya ya da takıma gönül verenleri kandırmak hem kendine hem de taraftarlara yapılabilecek en büyük saygısızlık ve terbiyesizliktir.

Bu çerçeveden mevzumuzu güncele endeksler ve bunun üzerinden bazı sözler sarf etmemiz gerekirse; düşüncelerimiz yukarıda söylediklerimizden farklı olmayacaktır. Yani uzun lafın kısası futbola belki de hiç yakışmayan en büyük sahtekârlık  -şike olayları ve iddiaları- Türk futbolunun yerini ve seviyesini göstermesi bakımından manidardır.

Futboldan hala daha bir şey anlamamanın mutluluğu içinde anladığımız mevzular üzerinden konuşursak; bir bütünün yanlış, eksik ve hatalarından parçalar da nasibini alır yahut parçalardaki eksik, yanlış ve hatalar bütünü de olumsuzluklarla etkiler; öyleyse ister tümden gelin, ister tümevarın, sistem bütün unsurları arasında en tutarlı, doğru eksiksiz bir oluşumdur. Aksi takdirde bu özelliklere sahip olmayan bir sistem sadece sözde sistemdir, hakikatte değil.

Çözüm mü? Sporundan futboluna, estetiğinden sanatına, siyasetinden ekonomisine, hukukundan eğitimine, dilinden anlayışına, inancından tefekkürüne kadar her alanda “dünyayı imar, ahireti imar içindir” anlayışının, Büyük Doğu- İBDA fikriyatı dünya görüşünün teklif ettiği “Yeni Dünya Düzeni”nde tesis edileceği peşin fikrimiz ve öngörümüzle bam teline dokunmanın lüzumu gereğince anlamadığımız bir mevzuda anladığımız ve anladığınız çerçevelendirmelerde bulunmak hâsıl oldu, velhasıl…

Birçok hayati meselemiz varken futbolu belki de hayatının tek meselesi haline getiren insan güruhu nice haksızlığa, adaletsizliğe hatta zulme uğrayan dünya ve memleket halklarına ve insanlarına pek de duyarlı olmazken “şike” olaylarında gösteri düzenleyecek kadar meseleyi kendilerine dert edinmiş olmaları dikkat çekici değil mi? ( Bu güruh içinde bu yorumumuzu hak etmeyenler varsa tabiî ki bu tespitimizin dışındadır ve maalesef  ki bunlar çoğunluğa nispetle istisnadır.)

Filistin yanar, Bağdat bombalanır, Çeçenistan ve Afganistan direnir, Doğu Türkistan tükenir, Suriye’de kıyım ve zulüm Somali’de açlıktan ölüm varken, Guantanamo’da cehennem yeryüzüne inmişken, memleketimin haritasında bir yerler “kan” rengine boyanırken, Amerika ve yandaşları dünyayla küçük bir topla oynar gibi oynarken, düşünen insanlar suçlu kabul edilir ve çağın mütefekkiri İBDA Mimarı Salih MİRZABEYOĞLU düşüncelerinden ve kitap yazmaktan dolayı müebbete mahkum, işkenceye maruz bırakılırken, Üstad Necip Fazıl’ın tespitiyle; ne zaman ki bu stadyumlar futbol için değil hakkı hakim kılmak için doldurulursa işte o zaman kurtuluş vakti gelmiştir!.. 
KURTULUŞ…

Fatma PARMAKSIZ

Be the first to comment on "FUTBOLDA ŞİKE ve AHLÂK"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*