Değişim Rüzgarı!

DEĞİŞİM RÜZGÂRI

      “Bir halîfe’ye bey’at etmeden ölen, câhiliye ölümü  üzerine ölür!”

      Bu hadis-i şerif’in başka şerh’inde meâlen, “… veya; bey’at etme niyeti olmadan ölen,” ilâvesi vardır.  

          Mâlûm, dünya değişiyor, değişti. Son yirmi yılda gerek “teknoloji” de ve gerekse “itikad-inanç” da  olsun, neredeyse iki yüz yıllık değişim yaşandı: Dün, üç-beş beyaz eşya ihtiyaca yeterli olurken, bugün, herşey “teknoloji ağı”na takıldı… Dün, “öyle” diyenler bugün “böyle” dediler ki, “yarın da “şöyle” diyebiliriz” diye bir not düşmeyi ihmâl etmediler. Bu “Bukalemun”luklarının adını da, bir büyüğe telmih ettikleri “zaman sana uymuyorsa, sen zamana uy!” sözüne atfettiler.

      Hâlbuki o söz meâlen; “Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, yaşayacakları zamana göre yetiştiriniz!” ihtarıydı. Kısaca, hakikatleri ifade etmenin bir âleti olan, olması gereken “dil”, hakikatlerin ilelebet gizlenemeyeciği keşfeden (!) bir kısım müstağrib aydın tarafından artık, hakikatleri “başkalaştırma”nın bir âleti olarak kullanılmaya başlandı…

      Yine mâlûm. Frenk ve mukallitlerin işbirliği ile 1924 yılında Hilâfet “ilga” edildiğinde sekülaristler ve bir kısım müstağrib aydın buna “alkış” tutarken, dünyadaki bütün müslümanlar gözyaşına boğuldu; “Baba öldü, öksüz kaldık!” diye feryâd-ı figân eylediler. Nasıl feryâd etmesinler ki?

      “Baba”, bir daha ebediyyen öz vatanına girmekten men edilmek suretiyle sürgüne gönderilmiş; İnguş dağlarından Sana çölüne, Fergana vâdisinden Timbuktu vâhasına, Moritanya sahrasından Açe-Sumatra sahillerine velhâsıl,  “Yeşil Tuna’dan cömert Nil”e kadar her taraf, frenkler tarafından işgal edilmişti…

      Ve yine mâlûm ki, şimdi, Amerika’nın başını çektiği “frenkler”, o “öksüz kalanlar”ın topraklarını işgal ediyor, her türlü doğal kaynaklarına el koyuyor, evlâdlarını katlediyorlar. Ve diyorlar ki, “demokrasi özgürlüktür… biz, size özgürlük getiriyoruz. Madem kabul etmiyorsunuz, o hâlde geberin!” diyorlar. Yâni diyorlar ki, “Siz, ilkel (!) ve barbar (!) yerlilersiniz. Biz, sizin, “mâzi”nizi temsil eden bir rejim ile yönetilmenize asla müsaade etmeyeceğiz. Fakat, “ölme” hakkınızı her zaman mahfuz bulunduracağız” diyor, dediklerini de yapıyorlar. İstedikleri rejimleri yıkıyor, yerine yenisini yahut bir benzerini ikâme ediyor, istedikleri lideri devirip, yerine bir başkasını getiriyorlar. Öyle ki, bu şen’i fiillerini bir taraftan tamamen Batı menfaatlerine endeksli olan “Domuzlar Diktatöryası” ve onun emrine âmade olan “Nato; Haçlı Ordusu”nun askerleri ile, diğer taraftan da “frenk mukallitleri” ile gerçekleştiriyorlar.

      Bu “frenk mukallitleri”nin kim oldukları hakkında çok şeyler yazıldı, söylendi. Bunların, “Batı taklitçileri; din-iman bilmez, mâzi tanımaz, gelenek düşmanı, hümanist, sekülarist, pozitivist, ateist, komanist, satanist vs. oldukları”nı defaaten okuduk, dinledik. Zannediliyordu ki, kalem ile, dil ile bu mukallitlere kafa tutanlar, bu milleti, “kökleri”nden ilham alarak yönetecekler.  Ve böylece eski zamanlarda olduğu gibi tekrar, frenkler önümüzde bozguna uğrayacak. Artık, bundan sonra bir Filistinli çocuk, Siyonist İsrail askerleri tarafından öldürülemeyecek, bir Bosnalı bacımızın ırzına bir Sırp geçemeyecek, bir Doğu Türkistanlı kardeşimiz, cenin yiyen yılan başlı Çinliler tarafından köleleştirilemeyecek, bir Kırgız, bir Kazan, bir Çeçen artık, Rus Ayısı tarafından katledilemeyecek. Bir Somalili Fransız tarafından, bir Mısırlı İngiliz tarafından, bir Libyalı İtalyan tarafından, bir Morolu Amerikalı tarafından velhâsıl, Moritanyalı, Kenyalı, Patanili, Açe Sumatralı, hangi kavimden olursa  olsun bir müslüman asla, bir “frenk” tarafından zulüm görmeyecek, zannediliyordu!..

      Heyhat ki, HEYHAT!!!

      Dün, “Dinsiz devlet yıkılacak elbet! İslâmi devlet kurulacak elbet!” diyenlerin, dün, “Kanımız aksada zafer İslâmın!” diyenlerin, dün, “Şeytan ve askerlerine ölüm!” diyenlerin; dün, bir kısım şahıs ve kurumları “kefere, beton, deccal” gibi sıfatlarla vasıflandıranların, hatta bununla birlikte bu üç fırkayı da, “tâğutun emrinde…” diyerek “tekfir” edenlerin ekseriyeti bugün, başka başka şeyler diyor ki; gerekçeleri, “zamana uymak” olsa gerek.  Dünden bu güne itikad esasları değişti mi ki, bunlar, dünkü söylemlerinin aksini ifadeye yetleniyorlar?

      İslâm mı yoksa, müslümanlar mı değişti? Şeriat mı yoksa, şeriatçılar mı değişti?

      İslâm, “eskimez, solmaz ve pörsümez yeni”nin adı olduğuna göre demek ki, bir taraftan müslümanlar değişirken, diğer taraftan müslümanlık iddia eden bir kısım münâfığın maskesi düştü. Öyle ki, İslâm’ı reddeden “frenk mukallitleri” zümresine, fâsık müstağrib, mamacı politikacı, yağmacı dindar, ve en önemlisi, amelsiz âlimler de katıldı.

      Bu manzara karşısında tek-tük de olsa “kendi” kalabilen müslümanların ise, eli-kolu bağlı. Daha da önemlisi, söyledikleri “söze muhatab bulamıyorlar” ki, “amelden bahs” etsinler. Remz Şahsiyetleri ise, ya zindanda, yahut, sırası gelince “frenk operasyonları” yapılacaklar listesinde. Dolayısıyla bu müslümanların “kendi” kalabilmeleri için yapabilecekleri iki seçenekleri kaldı. Ya dağ başına çekilip, ölümü temenni etmek, yahut, kansızlaşmadan, “canların CÂNÂNI uğruna”, kanını fedâ etmek.

      Dün, “İnkılâbcı” olup,  bügun, inkıta’ya uğrayan “inkılapçı”lar gibi olmamak için:

      Başka yol var mı?

Sedat BULUT 

- Gösterim: 389

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir