CİHAD

Muhammed Masum Farukî:

 

Hicri 1008 senesinin Şevval ayının on birinde (Mülk-i Haydar) adlı bölgede dünyaya teşrif ettiler. Serhent şehrine iki mil kadar mesafede… İkinci bin yılın yenileyicisi İmam-ı Rabbani’nin oğludur. Babasının huzurunda yetişti. Yine babası tarafından “zamanının kutbu”olacağı müjdelendi. Hicri 1079 senesinin Rebiulevvel ayının 9. günü öğle vakti ahirete göç etti.

1.CİLT /  29.MEKTUP

“Bu mektup Mirza Übeydullah’a yazılmıştır.”

“Kimilerin zannettiği gibi tasavvuf, kendi haliyle ilgilenip başkalarına karışmamak, kimseye ilişmemek değildir. Ayrıca bu tavır dinde yara açmaya vesile olur. Böyle düşünen (tasavvuf kendi kendinden ibarettir diyen) acaba tasavvuf adamı ve tasavvufçu diyince kimleri hatırlıyor? Şayet Ebu Bekir-i Sıddık’a (r.a) bağlanan büyükleri hatırlıyorsa, bu büyüklerin yolu sünnete yapışmak ve bidatlerden kaçmak… Bu hakikat kitaplarında yazıldığı gibi herkes tarafından da kabul edilmektedir. Hâlbuki fisebilillah, cihat peygamberimizin (s.a.v) sünneti, yani şeriatın vaciplerinden ve farzlarındandır. O halde, emri marufu terk etmek, bu büyüklerin yolunu terk etmektir. Nitekim bu büyüklerden İmam-ı Muhammed Bahaeddin-i Buhari (k.s.) “Bizim yolumuz urve-i vuska’ya yapışmak, yani Resulullah’ın ( s.a.v. ) yolunda ve onun ashabının izinden gitmektir” buyurdu.

Bunun içindir ki, bu yolda az bir iş, büyük kazançlara vesile oluyor. Bu yoldan ayrılan ise, çok büyük tehlikelerle karşılaşıyor. Şayet tasavvuf, emri marufu terk etmek demek olsaydı, tasavvufun en büyüklerinden olan Muhammed Bahaeddin-i Buhari (k.s) kendi hocası ve üstadı olan seyit Emir Külal Hazretlerine emri marufta bulunmazdı. Hocasına karışmak edebe aykırıyken, buna rağmen emri maruf yaptı. Ayrıca Buhara’nın âlimlerini toplayarak, Allahü Teâlanın ismini, yüksek sesle tekrar etmenin, şeriatta makbul olmadığını hepsinin huzurunda ispat ve hocasına bundan vazgeçmesinin gereğini bildirdi. Hocası da, dini güzel ve doğru söze âşık olduğundan kabul edip terk etti.

Tasavvuf ehli, insanı kurtuluşa kavuşturacak ve felakete götürecek yolları bildirmek için binlerce eser yazdı. Bu çalışmaları emri maruf değil de nedir?

Bu yolun büyüklerinden Hace Müinuddin-i Çeştiye hocası, “Dostun yolu çok ince ve tehlikelidir. Herkese nasihat edip, tehlikeleri bildir.” demiştir. Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî (k.s.) Vahdet-i Vücudu dünyaya yaydığı halde, o zaman ki sofileri Sema ve rakstan niçin men ediyordu. Bir kısmı itaat edip vazgeçti. Bazıları da vazgeçmedi. Lakin kendilerini suçlamaktan da geri kalmadılar. Kendisi bu durumu bazı eserlerinde zikretmektedir.

Gavs-i Samedani Seyit Abdülkadir-i Geylani (k.s) “GÜNYE TÜTTALİBİN” adlı kitabında uzun uzun emri matufta bulunuyor. Bir yerinde de diyor ki; “Bir kimse, bir günah işleyeni görse, kendine bir zarar geleceğini bile bile o kimseyi yapmakta olduğu o kötülükten men etmesi caiz midir? Elbette olur. Hatta çok kıymetli olur. Kâfirlerle cihat etmiş sevabı alır. Hele, mazlumun zalim devlet adamları elinden kurtarmak ve memleketi kâfirlik kapladığı bir zamanda imanın esaslarını alenen haykırmak, emri maruf yapmak daha bir zaruriye arz etmektedir.” diye buyurmaktadır. Evliyanın büyükleri, sofiyyinin imamları, emri maruf ve nehyi münkeri terk etmiş olsalardı kitaplarında bu hususları ısrarla anlatırlar mıydı?

Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyorlar ki; “Münkirin ikinci bölümü daha çok imanda ve itikatta olan bozukluklardır. Her müminin ehlisünnet itikadına sarılması, bidatlerden kaçınması gereklidir. Din bilgilerinde yetkin olmayan bidat sahipleriyle tartışma yapmamalı, onlardan mümkün mertebe uzaklaşmalı ve selam vermemelidir. Bayram gibi günlerde ziyaret edilmemeli, cenazelerine gidilmemeli, ayrıca onlara acımamalıdır. İtikatları bozuk olduğu unutulmamalıdır.”

Resulullah (s.a.v) buyurdular ki; “İmanda veya ibadetinde, bidat ve bozukluk bulunan bir kimseye, Allah için sert bakanın kalbini, Allahü Teâla imanla doldurur ve korkudan korur” buyurdu.

Tasavvuf büyüklerinden Füdayl bin Iyad (k.s): “Bidatçıları sevenlerin, Allahü Teâla kabul etmez ve kalplerinden imanlarını çıkarır. Bidat sahibini sevmeyenin ibadeti az olsa da, Allahü Teâlanın bunun af etmesi ümit edilir. Yolda bidat sahibinin cenazesinde bulunan kimseye cenazeden ayrılıncaya kadar Allah gazap eder. Peygamberimiz (s.a.v). “Allahü Teâlanın meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Onun ne farzları, ne de nafile ibadetleri kabul olur” buyurdu.”

 

Geylani hazretlerinin sözleri burada neticelendi. Fakat mektup devam etmekte, sapık itikat ve bidatçıların fikirlerini çürütmekte ve onların ahirete görecekleri azapları haber verilmektedir. Dolayısıyla, cihadı terk etmenin apaçık bir bidat olduğunu ve hala bunun tasavvuf ve dindarlıkla maskelemenin daha elim sonuçlar doğurduğunu delillerle ortaya koymaktadır.

Bidatçiler zümresinden Allah’a sığınırız.

- Gösterim: 875

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir