ÇEVRE VE NABIZ

ÜSTAD NECİP FAZIL VESİLESİ İLE

“ ÇEVRE VE NABIZ”
Bir mesele hakkında yapılan herhangi bir değerlendirme, o değerlendirmenin sahibi hakkında, yetiştiği çevre, bakış açısı, dünya görüşü, beslendiği kaynak veya kaynaklar, dava ahlakı, psikolojik yapısı gibi birçok önemli ipuçları verir bize.

    23.08.2005 tarihli Vakit Gazetesinin yedinci sahifesinde yer alan ve Salahaddin Çakırgil imzasını taşıyan “100. Doğum Yılında N. Fazıl’ı Anlamak Gerekse; Niçin Ve Nasıl? “ başlıklı makale cidden düşünmeye sevk ediyor insanı.


    Adı geçen şahsı tanımam. Ancak üslup ve tarzı hiç de yabancısı olmadığım kahroluşuca bir istikametsizlik ocağının malı olduğunu hemen anladım. Ve üzüldüm. Öncelikle Vakit Gazetesi adına üzüldüm. Adı geçen gazete özellikle son yıllarda, ıstırabını henüz yitirmemiş Müslümanların gözü kulağı ve kanayan yüreği konumuna geldiği halde, yeni nesillerin “düşünce ve fikir engelli “ olarak yetişmemesi için ciddi ve riskli mücadeleler vermesine rağmen, böylesi düşük ayarlı ve içgüdüleri ile hareket eden adamlara kucak açıp, onlara köşe vermesine üzüldüm. Herhangi bir müessesenin veya herhangi bir kadronun neleri yapıp neleri yapamayacağını o kadro üyelerinin çap ve duyarlılıkları ile anlaşılabileceğine inananlardanım. Vakit Gazetesi “ideal vizyonu”na erişmek istiyorsa, bu tür adamları vitrin arkasına çekmeli diye düşünüyorum. Mesela yemek tarifi hazırlayabilirler.

   Diğer bir üzüldüğüm nokta ise şu oldu: Türkiye’deki İslami mücadelenin gelişim seyrine bakarken, özellikle 12 EYLÜL askeri müdahalesinden sonra, özellikle de 28 ŞUBAT süreci ve hemen sonrası, İslami cemaat ve camialarımızın daha önce yapılan hataları yineleniyor olması… Yaşanılan bunca acı ve bedelli tecrübelerin kale alınmaması karşısında insan hayretler içinde kalıyor. Aynı yanlış hedeflendirme ve yapılanmalar maalesef devam ediyor. Özellikle camiamız kurmaylarının para ve pul, makam ve mevki gibi cüce fakat elzem dünyalıklarla giriştiği sınavı müthiş bir başarısızlık örneği göstererek kaybetti. Arka tekerlek ön tekerleği takip eder hikmeti mucibince, bu sapkınlık ve verimsizliğin genele doğru sirayet etmesi, bugünkü mahvımızın sebeplerinin bence başında geliyor. Demek istiyorum ki; İslami mücadele şuurunu az buçuk kaybetmemiş her fert ve her cemaat, dönüp geçmişine bakmalı ve “Ben nerede hata yaptım?” diye samimiyetle sormalı… Fikirde henüz onbaşı rütbesine bile erişememiş adamların, kurmaylık rolüne soyunmaları ve nesil yoğurmaya yeltenmeleri, eriştiğimiz İslami Mücadele açısından manidar değil mi?

     Fikre göre değil de, adama göre yapılanan ve bu şekilde faaliyet gösteren cemaatlerimizin, Osmaniye dolmuşları misali, yolcu kapmaya çalışır tavırlarından vaz geçip, kendi iç dünyalarına yönelerek, tüm maddi ve manevi olgunluklara erişme azmi içine girmeleri gerekmiyor mu? İşte ikinci ve asıl üzüntümün sebebi bu… Aynı tas aynı hamam…

   Söz konusu ıstıraplarımıza yüzlerce ve hatta binlerce örnekten sadece biri olarak Sayın Salahaddin Çakırgil… Ve onun Üstad Necip Fazıl içerikli iki makalesi… Önce 23 AĞUSTOS tarihli 1. makalesine bakalım;

      1.Üstad N. Fazıl’ın yılda sadece bir kez anılıyor olmasına minik bir eleştiri göndermesi yaptıktan sonra, “ Çünkü Merhumu, sadece belli günlerde değil, hemen her vesile ile ve rahmetle anmaktayız. Dost meclisleri olsun da, orada, rahmetli Necip Fazıl’dan bir şeyler aktarılmasın, neredeyse yok gibidir. Bu da İslami eğilimleri daha bir fazla olduğu kabul edilen kesimlerle iç-içe oluşundan gelir.”

       Şimdi bütün bunlar ne demek? Bunlar Üstadı yeterince tanımamak demek. Dolayısıyla yeterince okumamak ve doğru anlamamak demek. O, (N.F.K) İslami kesimlere yakınlığı ile veya içiçeliğinden mi; yoksa fikirleri, eserleri ve mücadelesinden dolayı mı aforoz edilmek istendi, her devirde? Yani yüzü aşkın külliyat ve onca yıllık mücadele Çıkargil, pardon Çakırgil’in dikkatini çekmiyor.

      İsterseniz önce Üstad N.Fazıl’ı bizim penceremizden tanımaya çalışalım. Bu sanırım doğru düzgün bakış açıları çağrıştıracaktır bizlere: “Göklere tırmanma ile, yerlerde sürünmek arasında kıvranan insanoğlunun, ‘oluş’ hakikatini, hakikatlerin hakikatine nispetle heykelleştiren adam.” Bu işin ideolojisini örgüleştiren ve kavgasını veren adam. Yok, İslami çevrelerle iç-içeliğinden falan bahsetmek ona hakaret etmek gibi bir şey. Güneş ışınlarının güneşle iç-içe olduğunu söylemek ne aptalca değil mi?

     2.Üstadın, Anadolu da vermiş olduğu seri konferanslara ilişkin bir başkasının “Necip Fazıl bu konferansları MİT’in bilgisi ve direktifleri doğrultusunda, Komünizme karşı vermiştir” yollu çirkin iftirasını alıyor ve şöyle yorumluyor bu saçmalığı Sayın Çakırgil “ O dönem araştırmacıları için bunda düşündürücü şeyler” olduğunu vurgularken, yani “olabilir” şeklinde imada bulunurken, hiç mi, ama hiç utanmıyor? Yazmış ki utanası yok. Azıcık bir utanma, arlanma ve haysiyeti olsaydı böylesine uyduruk bir yalanı bu şekilde yorumlamazdı. Yok, efendim neymiş, o şimdi hayatta olmadığı için savunmasızmış… Falan. Şapşal, o hayatta değil ama hiç de savunmasız değil. Hangi dilden istersen onun savunuculuğunu üstlenmiş Büyük Doğu gençliği bir gün karşına çıkar ve o yazdıklarını sana yedirtir. O zaman İran Patentli defolu mal üreten tezgâhını başına yıkar.

     Böylesine iğrenç bir ithamı ancak suyun öbür tarafındaki alçak ve şerefsizlerin yapabileceğini bilmesine ve bu tür karalamalara “Tepesine bir sivrisinek kondu diyerek 35’lik top ateşlenmez” şeklinde karşılık vereceğine, vasıflandırmaktan ürktüğüm ve hayâ ettiğim, “saflık” maskesi altında gizlediği, kimliği ile araştırmacılara kendince istikamet gösteren bu zavallıyı önce Allah’a sonra da Büyük Doğu gençliğine havale ediyorum. Havale etmeden önce de soruyorum; “Siz öldükten sonra birileri çıkıp ta size ’dönme idi’ dese(tenzih ederim) biz de bu iftira karşısında “Araştırmacılar için düşündürücü bulduğumuzu” söylesek nasıl olur? Bizim bu tavrımızı dava ahlakı ile bağdaştırabilir misiniz?”O şimdi hayatta olmadığı için savunmasız” diyebilir miyiz? Hayır, Salahaddin Bey! Sizi yeterince tanımıyor olsak bile bir İslami cemaat mensubu olduğunuzdan dolayı o sözleri sarf edenin tezgâhını başına her türlü devirirdik. Bu bizim dava ahlakımızın gereğidir.

     3. Hilmi Yavuz’un Üstad ile ilgili değerlendirmeleri karşısında almış olduğu tepkileri – hak etmese bile – üstada yapılan haksızlıklarla açıklamaya çalışıp,” ona da haksız tepkiler gelmişti” şeklinde basit bir savunma mekanizmasına sığınan Sayın Salahaddin Bey başka bir hataya düşüyor. Üstadın davası, kavgası, sanatı ve poetikası meydandadır. Bu işin erbaplarınca çok iyi bilinir. Hilmi Yavuz’un Üstadın şiirleri ile ilgili“liriklik” değerlendirmesini görmedim. Aldığı tepkileri de… Fakat Salahaddin Beyin bu konuyu ele alış tarzını ve çıkardığı sonucu oldukça basit ve ucuz buldum.

       4.Gelelim bir sonraki günkü makalesine…

      “Necip Fazıl ve Peyami Safa kavgası, ideolojik bir kavga yerine, şahsi bir polemik olarak kalmaktadır, bu güne…” Ha, az daha unutuyordum; Necip Fazıl ile Peyami Sefa ortak bir bakkal açmışlar. Çok geçmeden çoğu ortaklarda olduğu gibi, onların da arasında anlaşmazlık olmuş, “ideolojik bir kavga yerine, şahsi bir polemik içine “ girmişlerdi… Böyle bir tespite gülmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Çok komik… Aralarında şahsi ne olabilir ki…

   5.Seyit Kutup ve Muhammet Hamdullah gibi, reformistleri eleştirmesine de karşı çıkan bay yazar, Üstadın, Erbakan Hocayı bırakıp M.H. P.’ye katıldığını söyleyebilecek kadar seviyesizleşebiliyor. Üstadımın eserleri meydanda. Fikirlerinde çelişen bir nokta mı var? O, Büyük Doğu ideolocyasını örgüleştirmiş ve bunun kavgasını vermiş nadide bir şahsiyet. Bugün bu mücadele tüm temposuyla devam etmektedir. Bu mücadele süreci içinde bazı siyasi liderleri kullanmış veya kullanmaya çalışmıştır. Bunu iyi tetkik etmek lazım. Bu gün hangi Büyük Doğucu M.H. P. çizgisindedir? Cevap ver?

    6.“Menderes ve Demirel karşısında takındığı gibi zikzaklı tavırlar mı takınırdı; yoksa iftihar mı ederdi? Şiirleri güzel okunmadığında, ‘şiiri mahvettiler… Tayip nerde, Tayip? O okusun’ gibi tepkilerini hatırlayınca hatta gurur bile duyardı diye düşünüyorum.” Diyen Salahaddin Beye soruyorum; Üstad ne zaman ve nerede zikzaklı tavır içine girdi? Bunu ispat edeceksin… Veya özür dileyeceksin… Azıcık bir haysiyet sahibiysen… Öte yandan Üstadı hemencecik A.K.P. li yapmış olmana herkes kıçıyla gülüyor, haberin olsun…

            Son olarak, Salahaddin Bey, lütfen kendinize geliniz… İyi okuyunuz, iyice araştırınız ve ondan sonra yazınız… Ayıp oluyor ve “Vakit” camiasına bu tür ucuz ve bayağı satırlar hiç mi hiç yakışmıyor. Bilmiyorum anlatabildim mi?

 (25 AĞUSTOS/2005)

Be the first to comment on "ÇEVRE VE NABIZ"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*