CANINI ETMEK FEDA – 25 HAZİRAN 2000

“O visal, can sendeyken canını etmek feda;
Elveda, toprak, güneş, anne ve yâr  elveda !”

 

 -NFK-

Vazgeçemediklerimiz vardır ya şu dünyada ya da vazgeçmeyenlerimiz; o olmazsa nasıl yaşarım dediklerimiz ya da biz olmazsak yaşayamayanlarımız, ya da öyle sananlarımız. Eşimiz gibi, anne babalarımız gibi, hele ki evlatlarımız gibi…Sevdiklerimiz yani… Ve sonra, öyle ya da böyle ya giden oluruz, ya da gidenin ardından kalan. Ve devam eder hayat; gidene inat, kalana inat.

Peki eşimiz, dostumuz tüm sevdiklerimize veda edebileceğimiz ve kendimizi feda edebileceğimiz hangi vazgeçilmezimiz olabilir? Yani uğrunda her şeyden vazgeçebileceğimiz tek bir şey ne olabilir?

Hali yaşamadan öncesinde yahut genelinde ahkâm kesebiliriz belki de. Şu deriz, bu deriz…Belki ilkin en çok sevdiklerimiz gelir aklımıza; yahut  vatan deriz, millet deriz ve hatta din … Deriz de, bu deyişlerimizin gereği ne olur, işte onu hâli yaşamadan kestiremeyiz belki de.

Peki tüm bunların manasını idrak etmemizi sağlayan “fikir”den vazgeçmek mümkün olabilir mi? “Fikir”; bilmeyi bilmenin ilk şartı… Tabii ki bu fikrin “nasıl”ı, “niçin”i ile birlikte “nisbet”i de cevabın içinde aranmalı. “MUTLAK FİKİR” e nisbetle bütün meseleleri kuşatan, bildiğini arayan,”varlık ve oluş”un mihenk noktasındaki fikir.

“Bir fikir ki sıcak yarada kezzap”  (NFK)

Bir fikir ki oluş ıstırabının bitmeyen membaı…

Bir fikir ki imanla yol arkadaşı,,.

“Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş” (NFK)

İşte o fikrin vazgeçilmezliğiyle vazgeçmek gayrından; yardan, yarandan, hatta canından.Öyle bir candan geçmek ki visale ermek aslında. Canını feda  ederken veda etmek fikrinden gayrı her şeye.

“O visal, can sendeyken canını etmek feda;

Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda!”

Fikriyle var olmanın fikriyle var kalmanın gereğini, bunun dışındakilerin – canın dahi- fedâ edilebileceğini 25 Haziran 2000’de ortaya koyan Mütefekkir Salih MİRZABEYOĞLU

Bir mütefekkirin fikirlerini hayatına tercih ettiren, O’nun zihnini , fikirlerini kontrol altına alarak yönlendirmeyi amaçlayan Telegram Zihin kontrolü işkencesine rağmen;  ya fikirlerini, ya canını seçeneğinden, canından vazgeçerek fikirlerini tercih eden SALİH MİRZABEYOĞLU ne için yaşamanın, ne için var olmanın ve ne için ölmenin de cevabını verendir böylece. Bu uğurda ölmeyi tercih ederken ölümsüzlüğü tercih edendir.

Yunus Emre’nin ifadesiyle;

Boyandım rengine solmazam ayruk (artk)
Aşıkım, aşıkım ölmezem ayruk (artık)

Ölerek ölümsüzleşmek, ölerek dirilmek  nasıl mümkün olabilirse işte öyle bir var oluşun adı; MİRZABEYOĞLU ve FEDA EYLEMİ.

Aşkla inanan, aşkla bağlanan, aşkla var olanın ölümsüzlüğüdür ölüm,aşıka. Çünkü Mevlana misali Şebi Arus’tur , visaldir.

Bunu ne kadar anlar, ne kadar anlatırız? Ruh ruhla sezilir hikmetince sadece sezmeye çalışırız, nasibimize düşen kadarıyla…

Hayatı anlamlandıran sebepler vardır yine hayatı anlamsızlaştıran sebepler olduğu gibi. Hayatı yaşanır kılan değerler vardır, hayattan vazgeçmemizi gerektiren sebepler olduğu gibi.
__________________

ÖLÇÜ

Sıcak bir yaz gününde buzlu bir şerbeti içer gibi davası uğrunda ölüme atılan-atılacak olana “intihar komandosu-intihar eylemcisi” demek, sadece bir ağız alışkanlığıdır, hangi davaya mensup olursa olsun bu böyle!

İslâmi yönden bakıldığında, bu eyleme “fedaî eylemi-şehadet eylemi” denilme tabiîdir, o hâlde, işin içinde aldanışlar olsa da, netice itibariyle benim bilek ve kolumu kesmem, yahut kendimi asmaya teşebbüs etmem, bir şahadet eylemidir.

“Tilki Günlüğü”nde “Ufuk” başlığı altında benimle alâkası gösterilen Üstadım’ın “Kafa Kağıdı”, yine aynı tedai içindeki bir parçasıyla bu eserde “Maristan- Hastahâne” başlığı ile yerini alıyor; onun sessiz çığlığı da, aynen tarafımdan yaşanmış olarak. (*)

………..

MARİSTAN

Gece yarısı…

Evet, taş yürekli bir hademe narası peşinden dağ devirici bir kapı sesi bana Büyük Fransız İhtilâlinin yediği kelleleri hatırlatıyor… Önce Danton… Onu bir hücreye kapatmışlar ve birkaç gün sonra huzuruna çıkacağı İhtilâl Mahkemesi’nde nefsini müdafaadan âciz kalması için tek saniye uyutmamayı düşünmüşlerdir.

Ne yapsınlar?

Su borularının tamiri bahanesiyle hücresinin yanında, kazma, kürek, çekiç, balyoz, o türlü bir gürültü koparıyorlar ki, adam günlerce uykusuz kalıyor… İkincisi kimya ilmine yeni ufuklar getirmiş meşhur Lâvazye… İdama mahkûm oluyor ve mahkemeye şöyle hitab ediyor:

-Bana, yanıma muhafızlar koyarak yalnız 15 günlük bir mühlet veriniz! İnsanlığa büyük faydalar getirecek mühim bir keşif üzerindeyim! Sonra kellemi koparırsınız! (*)

Büyük âlimin istediğini reddediyorlar:

-“Hayır! Bu bir siyasi oyundur!”

Benim vaziyetim de Danton ve Lâvazye’ninkini andırır bir mânâ bulunmadığı hâlde öyle bir ruh haletine varmış bulunuyorum ki , yüzüme sert bir bakış, etrafımda hiddetli bir ayak sesi bile başıma bir tokmak gibi iniyor ve en küçüğünden en büyüğüne kadar hâdiseler, bana azap vermekte birlik olmuş görünüyor. Bir çatalı, bir kâğıdı, bir havluyu bile nereye koyduğumu veya koymam gerektiğini tâyinden aciz kalıyorum.

Bu büyük bir İlâhî imtihan… Biliyorum. Çok derinden anlıyor ve biliyorum. O zaman, Allah’ın zât ismiyle sıfat adlarını içime dolduruyor ve basıyorum sessiz çığlığı;

-“Yâ Allah, yâ Rahîm, Yâ HakÎm, yâ Lâtif!” (*)

………..

İNTİHAR

Gerçekten önemli olan bir tek felsefe meselesi vardır;  intihar. Hayatın yaşanmaya değip değmediği hususunda bir hükme varmak, felsefenin temel sorusuna karşılık vermektir. Gerisi, dünyanın üç buudlu olup olmadığı, aklın dokuz mu, yoksa oniki mi kategorisi sonra gelir. Oyundur bunlar, önce karşılık vermek gerekir. (*)

……..

Bir meselenin bir başka meseleden daha önce sonuçlandırılması  gerektiğini neye göre yargılamalı?” diye sorulursa, “gerektirdiği davranışlara göre” diye cevap veririm.(*)

 

Fatma PARMAKSIZ

 

(*) – Salih MİRZABEYOĞLU – TELEGRAM  (sayfa 333, 334, 335)

 

- Gösterim: 470

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir