BÜYÜK RİSK

Tarihçi Toynbe; Batı uygarlığının tam otuz iki medeniyeti yuttuğunu, yok ettiğini söyler.

Bizi de (İslâm âlemini) yendiği bir hakikat; ama ne var ki yutamadı, bitiremedi. Direnme sürüyor. Medeniyet dönüşümünü gerçekleştiremezsek böyle bir “yutulma” riski var mı; var! Tüm bilgi, bulgu ve bilimsellik verileri bir tarafa Allah’ın dini O’nun koruması altında. Fakat bizler O’nun halifesi sıfatıyla bu varoluş ve yokoluş’un neresindeyiz? Önce fert sonra da toplum olarak. En sonra da Ümmet olarak!

Adeta dünyayı dize getiren Batı uygarlığı/modernizm bizi yendiğini fakat bitiremediğini söyledik. Sonra da “medeniyet dönüşümü”nden söz ettik. Bu nasıl olacak? Aklıma hemen Büyük Doğu – İbda fikriyatı geliyor. Bunu dışında bir-iki ferdi aydın teşebbüsü de yok değil. Ne var ki bu teşebbüsler ilerletilememiş, kimi Batı’yı (oluşumunu) göz ardı etmiş kimi Doğu’yu! Cemil Meriç’ten Nurettin Topçu’ya kadar onlarca isim sayabiliriz. Her biri ayrı bir değer! Değerlendirmesi ayrı bir konu.

Büyük Doğu – İbda’yı yakinen tanıma fırsatı bulamayanlar onun söz konusu bir medeniyet inşaı ve dönüşümü idealine perçinlendiğini göremeyebilirler ve bilemeyebilirler, Daha çok siyasetteki keskin/sert tavrını göz önüne alarak onu sadece bir, iktidarı ele geçirme iradesinden ibaret zannedebilirler. Bu haliyle eksik ve dolayısıyla da yanlış bir hüküm vermiş olurlar. Bu konu tek başına ele alınması gereken önemli bir görevdir.

Diyebiliriz ki; böyle yeni/yeniden bir medeniyet inşası tefekkürle/fikirle olur. Yoksa medeniyetimizi zorla demokrasiye, laikliğe, kapitalizme uyarlama çabalarının söz konusu medeniyet inşacılığıyla alakası olmadığı gibi zemini kayganlaştırmaktan ve etrafı sis ve toz kasırgasına çevirip, yalan cennetler vadederek yolu büsbütün karartmaktan başka bir işe yaramaz.

Demokrasi ile, Liberalizm ile bizim medeniyetimiz inşa edilemez. Olsa olsa Batı modeli bir sistem ve medeniyet kurgusu çıkar ortaya.

Cemil Meriç’in şu tespiti, halimizin bir yanına ışık tutuyor zannındayım: Batının tefekkür yemişlerini kendi ağacımızın dallarına yapıştırdık.

Bu, yani medeniyet inşaı işinde çok çok geç kalındı. Bunun türlü sebepleri var elbet. Bu tarihi ideal çaba ve çalışmanın gerçekleştirilememesi durumunda elli-altmış yıl sonra ülkemizde yaşanan hayatın ne menem şey olduğunu hayal etmek bile yakıcı. Tıpkı Hıristiyanlık gibi, maddeci hayat organizasyonuna râm olmuş/uyum sağlamış bir Müslümanlık! Allah muhafaza.
Günümüzde böylesi bir hayatın sinyalleri yok mu sanırsınız? O zaman günümüz Müslümanlarının (haydi kitleleri bırakın) aydın/entelektüel tabakanın yazıp çizdiklerine bakmıyor musunuz? Vahim bir durum bu. İslamı, kıçı kırık soysuz bir demokratlık şekline uyarlamaya çalıştıklarını görüyor ve anlıyor olmalıyız.

Buna asla ve kat’a müsamaha gösteremeyiz, göstermeyeceğiz! Tavrımızdan ve söylemlerimizden kim rahatsız olursa olsun; bu sebeple kim bize düşmanlık beslerse beslesin! Tutunduğumuz bu gâye “ipini” bıraktığımız zaman altımızda habire harlanan ateş yığınının içinde buluruz kendimizi.

Bu sebeple…

Ali Hışıroğlu

 

Be the first to comment on "BÜYÜK RİSK"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*