BİZİM KÜLLİYAT //AKLISELİMİN İCAPLARI // Selim GÜRSELGİL

KİTAP TAHLİLİ (2. Bölüm)

ESERDE DİL ve ÜSLÛP

Sadece eserde değil, günlük hayatta bile anlattığınız şeyin önemi kadar hatta çoğu zaman, çok daha fazlasıyla onu nasıl anlattığınız da önemlidir. Hani “ne söylediğin değil, nasıl söylediğin olay” der ya şarkı… Tabii ki bunu derken söylenenlerin ehemmiyeti yok anlamına gelmemeli. Şekil ve muhteva kadar dil ve anlatım da bir eser için kıymet ölçülerindendir. Bazı eserler vardır gerçekten “dil”inden dolayı okunmaz yahut okunamazlar. Böylesi kitaplar elimize geçmiştir zaman zaman. Elimize alıp okumaya başlarız; ancak sonunu getiremeyiz. Adeta yazar okunmaması için yazar kitabını. Oysa dil başlı başına bir mevzu. Kitabın içindeki mevzulardan da önce gelen mevzu. Dili kullanışı, yahut seçtiği dil özelliği o yazarın diğer meselelere bakış açısına dair de ön bilgi verir çoğu zaman. Hal böyle olunca uyduruk, kaydırık dille yazılan bir kitabın ele aldığı konularda da aynı zafiyeti göstereceğinin öngörüsünde bulunmak hiç de kehanet olmasa gerek. Çünkü tecrübe tecrübe edilmez.

Kısacası dil bir dünya görüşünün hem ifadesi, hem ifadecisidir. Tahlili üzerinde bulunduğumuz eserin dili de böyle. Anlatılan her mevzuya anlatım biçimi ve üslubûyla da imza atılmış diyebilirim. Yazar dili kullanma pratiğinden başka da eserin muhteviyatında, teorik dil alanına dair açıklamalarda bulunmuş. Tabii ki bu yazarın beslendiği kaynaklarla çok alakalı.
Yerinde müphem, yerinde açık, bazen şairane, bazen ilmi, sırası geldiğinde müşahhas yahut mücerret, bol örnekli, çok iddialı, o kadar da ispatı barındıran bir üslûp. Mukayeselerle muhakemeye, tasavvurlarıyla muhayyeleye hitap eden bir eser. Bunu sağlayan, destekleyen terkip unsurlarından biri yazarın özgün- şahsına münhasır dil ve üslûbu.

Yazar öğretici bir anlatım dili kullanmış tabii olarak. Bunu yaparken diğer anlatım tekniklerine de başvurmuş aynı zamanda . Dil ve edebiyat lisansında “tanık gösterme” olarak adlandırılan, bildik ifadesiyle bahsi geçen konuda söz sahibi olan kimselerin sözlerine yer verme, alıntı yapma anlatım biçiminden sıkça yararlanıyor. Yine aynı sahada “somutlama” olarak bilinen, soyut (mücerret)kavramların daha anlaşılır kılınması amacına yönelik, somut (müşahhas) varlık yahut ifade biçimleriyle aktarılması tekniğinden de yararlanmış yazar. Bunu en bariz “Bilgi ve Düşünce Faaliyeti” Hakkında Mülâkat bölümde görüyoruz.

Bu bölümü okumak sadece okumak değil, sıkı bir beyin jimnastiği aynı zamanda. Seçilen örneklemede, somutlamalarda “çay” ayrıca tüm çay tiryakilerinin mevzuya ilgisini daha da bir çekebilecek diye düşünüyorum.

Bahsi geçen bölümden:
“-Bilgi, hem “düşünce faaliyeti”nin ürünü, hem de düşünce faaliyeti için “gerekli olan”dır. Başka bir ifadeyle; düşünme faaliyeti “bilgi” ile mümkün olduğu gibi bilgi de ancak “düşünme faaliyeti”ile elde edilebilir.
Hangisi önce?…”(1)

“-Farz edelim, şurada oturduk, sohbet ediyoruz. “Önümüzde birer bardak çayımız da olsa, ne iyi olurdu?” Sizin içinizden böyle bir duygu geçiyor. Dahası kendinizi alamayıp bana soruyorsunuz: “Şu ân içeride çay var mıdır acaba?” Alâkasız bir soru! Çünkü ben, şu ân içeride çay olup olmadığını bilmem için, burada oturmuş saatlerdir sizinle sohbet ediyor olmamalıyım. Ya içeriden henüz çıkmış olmalıyım, yahut hemen kalkıp içeri girmeli ve çay olup olmadığına bakmalıyım. Yâni bir faaliyette bulunmalıyım ki bilgim olsun.”
……

Bu bölümde “Mülâkat soruları, Salih Mirzabeyoğlu’nun Kültür Davamız – Temel Meseleler- isimli eserinin 3. Basımının 93- 96. sahifelerinden iktibas edilmiştir.” bilgisini de paylaşıyor yazar.
Velhasıl mücerret konular müşahhas hâle getirilmiş, böylece anlatım daha “günlük dil” ifadelerine dönüştürülmüş. Böylece felsefik ve hikemi konular nisbeten güncelleştirilmiş.
Yazar Gürselgil’in dil ve üslubu genel anlamda kitabın başından sonuna kadar bir bütünlük göstermekle birlikte bölümden bölüme kısmi farklı özellikler taşıyor da denebilir. Kitabın son bölümleri olan Çalakalem ve Arkabahçe bölümlerinde akademik dilden ziyade aktüel bir dil tercih etmiş. Ancak bu aktüellik dilin heyecana bağlı işleviyle cazip, dahası cazipten öte ruha dokunur hâle getirilmiş.

“Ey geri bırakılmış, hakkı gasbedilmiş halk
Hakkın için silâhlan, örgütlen, ayağa kalk!”

Yazar, uygulamalı olarak dil anlayışını eserinde ortaya koyarken teorik alanda da yine dile dair fikirlerini beyan ediyor. Kitabının ilk bölümünü “Dil ve Düşünce” adlı makale teşkil ediyor.
Bu bölümde Hangi Dil, Mesele Dili, İbda Dili ve Biz gibi alt başlıklarla dil ve düşünce irtibatlandırılıyor. Şöyle başlıyor bu bölüme yazar:

Mademki, “dil” gibi en temel bir meseleden başlıyoruz , o hâlde bundan sonra konuşacaklarımızı da bu temel üzerine oturtarak çoğaltmak, en doğru yaklaşım olacaktır.

Devamında şöyle manidar bir soru soruyor okuyucusuna: “Niçin bize Heidegger’in dil felsefesi, Einstein’ın kâinata “dil” çıkaran o meşhur fotoğrafından daha dilli, daha konuşkan, daha manâlı görünsün?..”

Şekil ve fikir… “Manalar surette tecelli eder.” hikmetine dikkatimizi çeker Mirzabeyoğlu. Ancak şekil dediğimiz sadece kendisinden ibaretse, önü ve arkası yoksa, içi boşsa, mana ve muhtevası kifayetsiz ise, yokun yokla toplamı ne eder, kaç eder, kaç yazar? Fikirle bütünlemezseniz, ruhla tamamlamazsanız nafile. Düşünce, ruh ve beden… Üç sacayak üzerinde olması gereken muhteşem üçlü.

Mesele dili başlığının altında ise şu ifadeyi istifadeye sunuyor yazar: “… dil güzelleme düzerek değil, mesele konuşarak yaşar ve yaşatılır.”

YAZAR HAKKINDA

Selim Gürselgil’in biyografisine gelince:

“1973 Deliorman doğumlu. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü mezunu. Evli ve bir çocuğu var.
Gürselgil, 1991 yılından beri İBDA hareketi çevresinde faal yazarlık yapıyor. Ak Zuhur, Taraf, Genç Adam, Tahkim, Akıncı Yolu, Akademya, Bediiyyat, Beklenen Nizam, Aylık, Furkan, İki Deniz, Büyük Doğu Ocakları, Baran, Altay Tahkim dergilerinde çeşitli konularda yazıları yayınlanan yazarın, bir dönem Cuma dergisi, Vakit gazetesi ve Habervaktim sitesinde de çalışmalarına yer verildi.

İBDA Hareketi çevresindeki faaliyetlerinden ötürü dört defa hapse giren ve toplam 7,5 yıl hapis yatan Gürselgil’in bu güne kadar yayınlanan kitapları ise şunlar:

Titreme ( Roman) – Akis Yayınları
Oluşum (Roman) – Gaye Yayınları
Büyü ve Dua (Şiir)- Gaye Yayınları
Bir Peri Masalı (Destan) – Gaye Yayınları
Fikrin F’si (Fikir) – Gaye Yayınları
Altüst Oluşumun Sebepleri (Tarih) – Tahkim Yayınları

(Biyografi yazarın Aklıselimin İcapları adlı eserden alınmıştır.)

Eserdeki bölümlerin hepsi Selim Gürselgil imzasını taşımıyor. Çünkü Gürselgil bazı bölümlerde müstear kullanmış.
Bunlar; Halil Naşid, Hasan Avcıoğlu, Remzi Vatansever, Feyyaz Aksakal, Hikmet Seyyad, Erkan Özsüt, Şahin Eryürek imzalarıyla yazılmış.

Yazarımızın kalemine sağlık diyor ve çalışmalarının hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Fatma Parmaksız
10 Kasım 2017

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir