Bir Gün Bu Sistem Bu Coğrafyada Er Geç Kurulacak!

Evet, bu ülkede bir kurtuluş savaşı yapılmıştır. Yurdumuz ve dünya şartları açısından baktığımız zaman şu kadar yıl sonra bile göğsümüzü kabartan mukaddes Kurtuluş şahlanışı Allah’ın inayeti ile zaferle neticelenmiştir.

Kurtuluş Savaşı sonrası söz konusu bu zaferin verdiği avans halen son bulmamıştır.

1.Cumhuriyetin ilanından, halifeliğin kaldırılmasına, harf devriminden, şapka inkılâbına kadar bu zaferin verdiği dogmatik bir zırhla gerçekleşmiştir. Mesela M.Kemal 1914’te Harbiye Nazırı olabilseydi ve bu vesileyle Osmanlı I. Dünya Savaşı’na katılmamış olsaydı ne olurdu? Bu devrimlerin hiçbiri olmazdı. Buna ihtiyaç duyulmazdı.

2.     İsmet İnönü’de aynı “Zafer Zırhı” ile hareket etti ve bu primi hoyratça kullandı.

3.     1960 askeri müdahalesi Kurtuluş Savaşı zaferiyle referanslı olan Kemalizm adına yapıldı.

4.     1974 askeri muhtıra yine aynı gerekçeye dayandı.

5.     1982 askeri müdahalesi de aynı kaynaktan beslendi.

6.     28 Şubat askeri muhtırası (e-muhtıra) da benzer nitelikleri fazlasıyla taşımaktadır.

Osmanlı’yı anlatırken Cumhuriyet Dönemini, Cumhuriyet Dönemini anlatırken de Osmanlı’yı es geçemeyiz.

     Tarihi bir hadiseyi güncelleyip temellendirirken sadece bir mum yakmak aydınlanıp aydınlatmak “yarın” kaygısı ve ideali olmayanlar için belki düşünülebilir. Aydınlık “o şeyi” karanlıktan kurtarma anlamına gelir. Bu da bilgi ile olur elbette.

 “İstikbal kaygısı ve ideali” olanlar için hem mum ışığına sağlamak ve hem de bu mum ışığında öngörülen işi doğru yapma meram ve hatta tutkusu vardır.

      Bu hususun matematikselleştirmek anlamında bir ideolojik içgüdüsüyle karıştırmamak gerekir. Her işe sahtesinin musallat olması hakikatindeki gibi bilgi ve bu bilgi ışığında öngörülen işi kısa ve dar bir alana çekme eğilimleri var olabilir. Diğer bir ifadeyle meseleyi teoriler dünyasına hapsetmek eğilimleri.

        Bizim için davamız ve meramımız için nasıl ki “Osmanlı Tarihi” hayati bir önem taşıyorsa Cumhuriyet Dönemi Tarihi de en az o kadar önem arz ediyor. Doğrularla yanlışların görünüm ve zaruriyet odalarında uzunca ve akademik bir çerçevede sorgulanması ciddi bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor.

     Kelimelerin, kavramların deyim ve ibarelerin içlerine sinmiş mana külçelerini çiçeğe ve meyveye durmanın dayanılmaz ve kaçınılmaz mahkûmiyetini idrak edip yaşamak lazım.

      Her an kendisini, geçmişini, geleceğini ve mevcut halini sorgulayan ve sorgulatan “yeni insan”ın doğup gelişeceğine olan inancımız katıksız ve pazarlıksız bir bağlanışla yolumuzdan yürümeye devam edişimize kan pompalamaktadır.

         Nasıl ki Osmanlı tarihini “peri masalı” cinsinden değil de günümüz toplumsal hayatın aksi istikametteki inatçı ve çözücü kuvvet uygulamalarına karşı şuur süzgecini besleyici, alt ve üst değerleri destekleyici enerji yollarını keşif, mantık ve idraki ile yanaşmak… Yine Cumhuriyet tarihini de cadı masalı cinsinden değil de insan ve toplumsal değerlerin negatif cephesini temsil ettiğini ortaya koyabilecek cinsten.

         İçine doğduğumuz hayatın sorgulanması, dahası doğru sorgulanması ve bu sorgulama neticesinde “doğru” sonuçlar elde edilebilmesi, bu doğru sonuçları toplum mühendisliği davasında doğru kullanılabilmesi ideolojik bir birikimi gerektirir.

        Hasretini çektiğimiz cemiyet nizamı, hasretini çektiği sevgilisinin resmini ve ismini dağa taşa kazıyan âşık misali yeri ve zamanı gelen demlerde ondan işaretler ve parçalar aktarıp sürekli güncellemek de bir zaruriyet olarak karşımıza çıkmaktadır.

         Sorulduğunda hemen hemen tüm “Müslümanım” diyen herkesin İslami bir toplumsal değişimden yana ve hatta bunun zaruriyet olduğunu söylerken “ama nasıl?” sorusuna cevap arama zahmetinde bulunmazlar nedense. Fikir ve duygu gıdasını aldığı aydın tabakanın söz konusu böyle bir değişimin teknik ve teorik yapısını içeren bir tek makalesi bile yoktur ki bir eseri olsun. Mevcut rejimin canını sıkacak konuşma, üslup ve detaydan uzak kalarak nesil yoğurma girişimleri bugünkü acıklı halimizi doğurmuştur. Adam toplum olarak mahvoluşumuzu ve Müslüman olarak parya muamelesine tabii tutuluşumuzu kendince anlattığı eserine “Surat Asmak Hakkımız” adını veriyor. Allah’ın bir lütfu olarak önceki batıl çizgisini terk edip İslami bir yön tutturmaya başlar başlamaz bazı Müslüman kesimin kurmayları sıfatıyla gençlik ve hareket demetlemeye yeltenmiyorlar mı? Ve bu yeltenişe bazıları kapılmıyor mu? Mevcut bir apartman dairesin mutfak musluğunun değişiminin zaruriyetinden söz ederken, o dairenin yıkılıp yeniden inşa edilmesi zahmetine hiç de değinmiyor. İlla ki musluk.

          Bu topraklarda bu mantık ve niteliklerle yeniden İslam toplumunun kurulabilmesi imkânsızdır. İslamı din gününün sahibi olan Allah’ın istediği gibi yaşama ve yaşatma borcu ve vebali dururken anayasa ve baba yasaların sınırladığı ve biçimlendirildiği şekliyle ancak yaşanabilir olması biz inananlar için “surat asmakla” böylesi bir vebalden kurtulabilir miyiz?

        O din ki kendine inananın tuvalet ve yatak odasına kadar müdahale ettiği gerçeği ortadayken Laiklik tekerlemesiyle (haşa) Allah’ın yetkisine sınırlandırmak anlamına gelen bu galiz yanlış ne ile ve nasıl düzeltilebilir?

       Özlemini duyduğumuz bir devlet ve toplum modelinin bugünkü dünyada örnek teşkil edecek bir numunesi mevcut değildir. Ama İslam tarihi bunun örnekleriyle doludur.

       Bugün bu topraklarda kurulacak bir İslam toplum modeli kısa zamanda dünyanın çehresini değiştirecektir. Bin yıllık kültür ve mücadele birikimimiz bu gerçeği çıkartıyor karşımıza. Yalnız “bir hastanın sıhhat bulabilmesi için evvela hasta olduğunun idrakine varması gerekir.”

          Bu sistem bu coğrafyada er-geç kurulacak! Tüm dünya birleşse de buna karşı koysa yine bu sistem bu topraklarda kurulacak. Belki geciktirilecek, ama tümüyle engellemeyecekler.

        Belki bizler iç ve dış kemal ve liyakat derecesine eremedik; bizim yerimize bu şartları kuşanmış, liyakat sahibi bir nesil gelecek ve bu sistemi bu coğrafyada kuracak!

         Buna hiçbir ordu, hiçbir subay, hiçbir partili, hiçbir şucu bucu, hiçbir top ve tüfek, hiçbir korku ve endişe, hiçbir direnç ve kuvvet ve hiçbir varlık engel olamayacak. Belki tehir edebilecekler ama eninde sonunda bu sistem bu coğrafyada hükmetmeye başlayacak. Bu kafa, bu gövdeye, aslî yerine yerleşecek.

- Gösterim: 532

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir