BAŞYÜCELİK DEVLETİ

Sokaktaki sade vatandaşın hadiselerden gıdalanıp, hadiselerin yönlendirdiği edilgen bir yapıya sahip olduğunu bilmeyen yoktur. Onların bilmemek, bilememek, öğrenmeye fırsat bulamamak gibi mazeretleri vardır. İslami şuur (İdeolojik formasyon) hemen hemen hiç yok gibidir onlarda. Öyle de olsa onlar bizim insanımız; onları ne küçük görmeye ve ne de umursamazlığa mahkum etmeye hakkımız yoktur. Ama Müslüman aydın geçinen mürekkep yalamış, yüksek okul bitirmiş, mastıra yapmış diyemedin eserler vermiş nice nice bu memleket evlatları nedense ülkemizin ve ümmetin saplandığı bu ölümcül bataklıktan nasıl çıkması ve çıkılması gerektiğine dair, kafa yormamaları, bunun ıstırap ve ızdırabına yabancı kalmaları ve bunu kitaplık çapta ortaya koymamaları düşündürücü değil mi? İçinde bulunduğu geminin su alıyor olmasının bilgisine sahip olmaları halde çıkış ve çözüm arayışları içine girmeleri gerekmez miydi? Yoksa Temel fırkasındaki gibi, delikten girmekte olan suyun çıkması ikin ikinci bir delik daha mı açıyorlardı gemiye?

Aynen Temel fırkasındaki gibiydi; ikinci, üçüncü belki de dördüncü ve beşinci delikleri açmaktan ar etmedi bazıları. Onlara kalsa ümmeti kurtarıyorlardı. Dinde reformacılar, akılcılar ve daha bilmem neciler… Umut ve hayal ettiğimiz İslam devletinin yükseleceği tarihi ehli sünnet arsasını tahrip edenler, kuyu kazanlar… Bu dış düşman güçlerinin tam da istedikleri şeydi. Emareleri son yıllarda iyiden iyiye hissedilen ve görülen İslam’ın ve ümmetin yeniden toparlanma arayışları bu şekilde atıl kalabilirdi. Devletsiz kalan İslam ümmetinin yeniden toparlanma gayretleri ve atılımları boşa çıkması ve başarıya ulaşmaması için yapılacak en önemli ve etkili yol, itikat arsasının tahrip edilmesiydi.Bu hususta yerli ve yabancı İslam düşmanları küçümsenmeyecek yol kateddiler.

Başyücelik Devleti’nin inşası önünde duran en önemli ve tehlikeli unsur zannımca bunlardır.

Başyücelik Devleti’nin mevcut şartlarda kurulup kurulamayacağı bir tartışma konusu olsa da, gelecekte bunun gerçekleşeceğine olan inancımız tamdır. Cumhuriyetle birlikte toprağa gömülen bin yıllık medeniyetimiz, 90 şu kadar yıl sonra toprağın üzerine filiz saldığını, yeniden dirilmeye başladığını müşahede etmekteyiz. Bu kadar uzun sürmesinin belki de tek sebebi Harf Devrimi olmuştur. Uygarlığımızın sadece toprak üstü dal ve budaklarını yok etmekle kalmadı, yeraltı köklerimiz/damarlarımız da tahrip edildi. Yeni nesillerin bu bin yıllık medeniyetin varlığından haberdar olmaları ve onunla bir araya gelmeleri 90 yılımızı aldı.

Batı uygarlığının hapsedilen Antikite uygarlık eserleriyle buluşup yeniden dirilmesi gibi biz de o medeniyetimizle yeniden tamamen buluştuğumuzda eski güçlü ve ileri uygarlığımızı inşa edeceğiz. Başyücelik Devleti işte böyle bir idealin harekete geçmiş halidir.

İdeolocya Örgüsü (Başyücelik Devleti)’nün hâlâ üniversitelerde kürsüsü açılmamış olması, ders kitabı olarak okutulmuyor olması korkunç bir geç kalınmışlığın belgesidir.

Kurulduğu günden bu yana halkına aykırı, hakikatlere aykırı, İslam’a aykırı, tarihe aykırı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti; bağımsızlığını kazanamamış kukla ulusalcı ve Kemalist bir devlet olarak varlığını sürdürdü. Karakteri gereği iç ve dış siyaseti yine aykırılıklarla doludur. Maddi ve manevi dayanağından ve meşruluğundan mahrum olarak yarı baygın bir şekilde yaşadı. Bu hastalıklı ve aykırı sistem, halkını “uygar ve kalkınmış milletler seviyesine çıkarmak” şöyle dursun, varlığını İslam’a aykırılığıyla özdeşleştirmiş, geri kalmış ve hemen hemen tüm tarihi ve milli değerlerini yitirmiştir. Tam bir maddi ve manevi çöl hayatı sunmuştur.

Bunun artık böyle gitmeyeceği, gidemeyeceği çok açıktır. Uygarlığımıza tam olarak dönmenin umut ve özlemi şaşırtıcı boyutlardadır artık. Fakat bu noktada çok ciddi bir sorun / mesele çıkmaktadır ortaya: Peki, ama nasıl?

İşte bu nasılı ve niçini ortaya koyan Büyük Doğu-İbda külliyatı ve fikriyatı tarihimiz, dini ve milli bünyemiz, coğrafi şartlarımız, hasılı her açıdan zorunlu ve kaçınılmazdır.Ya böyle zorlu bir silkenişle ayağa kalkacağız ya da; bunu gelecek kuşaklara bir vebal ve borç olarak devredeceğiz.

Başyücelik Devleti bu toprakların bu coğrafyanın “malıdır”. Asla ithal değildir. Biz de insanımıza, kendi “malını” ve kurtuluşunu kabullendirmek ve benimsetmek gibi “abes” bir tarihi görevle imtihan ediliyoruz. Bizim de sınavımız buymuş demek!

Ali HIŞIROĞLU

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir